Yurtdışına Yönelim

Türkiye’ye gelen yabancı sermayenin tutarı, 10 yıl öncesine kadar, özel yıllar hariç 1 milyar dolar seviyelerindeydi. 2004’ten itibaren yükselmeye, bankalar başta olmak üzere satın alınan şirketlere ödenen rakamlar baş döndürmeye başladı. 2001 krizinin ardından büyük bankaların toplam fiyatı için önerilen rakamlarla, artık ancak küçük çaplı sigorta şirketi alınabilir hale geldi.

Global krizin yaşandığı 2008’e kadar Türk iş dünyası, oluşan yüksek değerlerle varlık satışına yöneldi. O dönemdeki çarpanlar epey yüksekti ve Türkiye’nin önde gelen holdingleri global krize milyarlarca dolarlık likit kaynaklarla girdi. Krizin etkilerinin azalmasıyla birlikte ‘globalleşme’ atağındaki şirketler, yurtdı-şında şirket avına yöneldi. Rakamlar da yükseldi. Örneğin, Talip’in hazırladığı haberde okuyacağınız gibi, sadece geçen yıl Türk sermayeli kuruluşlar yurtdı-şında 33 satın alma işlemine imza attı. Yıldız Holding’in 3,2 milyar dolar ödeyerek satın aldığı United Biscuits (UB) ise bu işlemlerin en büyüğü oldu.

Bu işlemle ilgili Yıldız Holding’in başkanı Murat Ülker’in açıklamalarını zaten kapak haberimizde okuyacağınız için tekrarlamak istemiyorum. Grubun daha önce Godiva, Amerikalı DeMet’s ve son olarak da United Biscuits için yaptığı ödeme tutan 4 milyar doları aşıyor. Üstelik, UB satın almasında rakiplerin önüne geçmek için “Parayı 10 günde öderiz” taahhüdü de verilebiliyor.

Şirketlerimizin yurtdışına yönelmesini, markalarını taşımasını, globalleşme yönünde attıkları adımları kişisel olarak destekliyorum. Dergi olarak da desteğimizi hazırladığımız kapak haberleriyle gösterdik. Haberlerimizle Anadolu başta olmak üzere markalaşmayı, globalleşmeyi, verimlilik artışını, çevreyi, insan kaynağını, sosyal sorumluluk etkinliklerini öne çıkarmaya çalışıyoruz. Bu içeriğin bir parçasında yurtdışına yöneliş de var.

Bir tarafımla da bu yatırımlara Türkiye’nin de ihtiyacı olduğu görüşündeyim. Yurtdışında satın alma yapan grupların Türkiye’de de son derece etkin ol-duklan ortada. Yatırım ortamını iyileştirme yönünde hükümetin bir miktar daha ‘hukuk’, ‘mevzuat’, ‘günlük uygulamalar için çabalaması gerektiği düşüncesindeyim.

Hukuk konusundaki endişeleri artık sadece yabancılar değil, yerli iş insanları da daha sık dillendirmeye başladı. Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan da konuşmalarında birinci sınıf hukuk sistemine vurgu yapıyor. Mevzuat içinde boğuluyoruz adeta. Ama bu durum işleri kolaylaştırmıyor, aksine zorlaştırıyor. Örneğin, hükümetin kamu alımları için yerli üretime yüzde 15 fiyat avantajı sağlayan genelgesine rağmen, buna örnek olabilecek kaç vaka sayabiliriz?

Günlük uygulamaya gelince… Iş insanları, kolaylık, teşvik lafını pek duymak istemiyor. İlan edilenlerin günlük yaşamda uygulanmasını istiyor. Örneğin KDV iadesi konusunda size dert yanmayacak kaç ihracatçı var? Globalleşelim derken, yerli sermayemizi ihmal etmeyelim…

Yorum Yaz

Your email address will not be published.

*