Tını Mühendisliği Extreme Audio

Tını Mühendisliği

Zamanda yolculuk yapmak sadece filmlere konu olan fantastik bir kavram değil; iyi bir müzik sistemiyle pekala mümkün.

Gözlerimi kapatıyorum… 1940’ların başı; ikinci Dünya Savaşı’nın etkileri henüz Paris’i vurmamış. Montmartre’daki meşhur caz kulübü La Grosse Pomme tıklım tıklım. Efsane caz gitarist Django Reindhardt, “Quintette du Hot Club de France” isimli beşlisiyle sahne alıyor. Uç gitar, keman ve kontrbastan oluşan beşli sahneye adım atar atmaz masalardan gelen sesler kesiliyor ve müzik ziyafeti başlıyor. “Minör Swing” parçasındaki Django Reindhardt’ın meşhur gitar solosunun ardından ıslık ve alkışlar yükseliyor. Müzisyenlerin melodiye eşlik eden mırıldanmalarından tutun da arşenin keman tellerinden kayışı hatta ahşap sahnenin gıcırtılarını bile duyabiliyorum.

Bu enstrümantal performansın ardından güzel bir vokal dinlemek için heyecanla parçayı değiştiriyorum ve Ella Fitzgerald & Louis Armstrong İkilisinden “Cheek to cheek”i açıyorum. Armstrong’un davudi gırtlağında bugüne kadar duymadığım baslar, vibratolar fark ederken Ella’nın pürüzsüz sesi ise kristal berraklığına kavuşuyor. Ve altın vuruşu yapmak için tüm zamanların en çok satan klasik müzik plaklarmdan birini seçiyorum: Herbert von Karajan yönetimindeki Berliner Philharmoniker’den Beethoven 5’inci Senfoni Do minör, Op.67. Kayıt tarihi 1972. Şimdiyse Avrupa’nın Barok mimariye sahip şaşaalı konser salonlarından birinin locasındayım. 20’nci yüzyıla damgasını vuran Şef Karajan elinde çubuğu, gözleri kapalı bir şekilde orkestrasını yönetiyor. Crescendo’larda parmaklarının üzerine yükseldiğini dahi hissedebiliyorum zira her şey capcanlı.
Tını Mühendisliği Extreme Audio_3.jpg
Tüm bunlar Extreme Audio’nun Maslak’taki showroom’unda gerçekleşiyor. Burası sıradan bir ses sistemi mağazası değil. Eski Sheraton Hotel’in (şimdi Steigenberger Hotel) kumarhane katında bin 300 metrekarelik alana yerleşen Extreme Audio’da, saatlerinizi değil günlerinizi bile geçirebilirsiniz. Her biri Beethoven, Mahler, Mozart, Brahms, Vivaldi ve Tchaikovsy gibi bestecilerin adını taşıyan 12 demo odası mevcut. 25 ile 80 metrekare arasında değişen salonlara dünyanın önde gelen 70’e yakın ses sistemi markasının son teknolojiyle donatılmış ürünleri kurulmuş. Loş bir ışık, duvarda tablolar ve rahat kanepelerle tamamlanan odalarda evinizin salonunda gibi oturup, kahvenizi yudumlayarak müzik dinleyebiliyorsunuz. Highend sistemlerin etiket fiyatları göz önüne alındığında seçeceğiniz ekipmanı deneyimlemeniz şart. 1973’ten bu yana ses sistemleriyle ilgili yayın yapan, Amerika menşeli ‘The Absolute Sound’ dergisinin “Dünyanın en iyi highend mağazası” seçtiği Extreme Audio ise bunun için doğru adres.

Bu tabii ki tesadüf değil zira markanın kurucusu Orhan Aydoğan tam bir müzik aşığı. Kendi tabiriyle 1975’te “Laz müteahhit akınıyla” İstanbul’a yerleşen Aydoğan’ın müzik yolculuğu çocukluğunda evin deposunda dedesinden gizli çaldıkları pikapla ve amatörce eline aldığı gitarla başlıyor. Sonrasında ise daha kaliteli sesin, gerçek tınıların peşinde koşan profesyonel bir dinleyiciye dönüşüyor. 1999 depreminden sonra inşaat sektörü durma noktasına gelince kuzeni ve ortağı İrfan Aydoğan’ın fikriyle 2002’de Extreme Audio’yu kuruyorlar. 200-300 bin dolarlık bir sermayeyle üstelik geçici olarak girmeye karar verdikleri sektörde bugün 14 yılı geride bırakmış durum Extreme Audio, dünyanın en iyi highend mağazası seçildi.

“İnsanın hobisini işe dönüştürmesi kadar büyük bir yanlış yok, en büyük ticari hatam” diyor Orhan Aydoğan tebessüm ederek. Çünkü duramamış. Önce ikinci el satalım, ardından meşhur biriki markanın distribütörlüğünü alalım derken bugün plak temizleme losyonundan tutun da sekiz farklı cins bağlantı kablosunun bile temsilciliğini yapıyorlar. Gümrükten çektikleri yeni sistemi kurup denemeden eve dönüp yatamadığını söylüyor isterse sabaha kadar sürsün. Ürün listesi hoparlör, amplifikatör, dijital ve Extreme Audio’nun 2018 hedeflerinin başında ‘marine audio’ sistemlerine ağırlık vermek bulunuyor. Tüm günü denizde geçiren müşteriler, evlerinde olmasa bile teknelerinde highend sistemden vazgeçmiyor. Teknenin büyüklüğüne göre kurulum süresi üç ile 15 gün arasında değişiyoı Sistemlerin taban fiyatı ise 2 bin euro.

analog kaynaklar, aksesuarlar, güç üniteleri, tekne ve sinema sistemleri diye uzayıp gidiyor. Markalardan ilk göze çarpanlar ise Marantz, KEF, Naim, Franco Serblin, Focal, Dan D’Agostino, JL Audio, Soulution, Absolare ve Aydoğan’ın yeni gözdesi Fransız Devialet.

Bunca ürün karşısında afallamışken ve hazır Orhan Bey gibi hem müzik tutkunu hem de profesyonel birini bulmuşken ister istemez “En iyisi hangisi?” diye soruyorum. “Böyle bir sıralamanın yapılması mümkün değil, iyi veya doğru ses diye bir şey yok. Aynı lezzet gibi…” diyor. Her şey müziği dinleyeceğiniz alanla başlıyor. Bu nedenle önce gelip sistemin kurulacağı yerde profil analizi yapıyorlar. Metrekaresi, tavan yüksekliği, zemin materyali, hah var mı yok mu diye uzayan kriterlere göre ürün gamı belirleniyor. Orhan Aydoğan kadim bir dinleyici olarak müşteri beklentilerini okumakta zorlanmıyor ve kimseye ihtiyacı olmayan bir şeyi satmadıklarının da altını çiziyor. Mesela evde arkadaşlarınızla yemek yerken fonda güzel bir parça mı çalsın istiyorsunuz yoksa da sistemin karşısına oturup müzik dinlemek için mesai harcayanlardan mısınız?

Beyaz ve gümüş renkleri bulunan Phantom 88 patentli teknolojiye sahip. Takın fişe, bluetooth gibi analog kayıtlardan yana mı ya da cep telefonunuzdan göndereceğiniz teknoloji destekli dijital sesler mi sizi cezbediyor? Tiz seslerden hoşlanıyorsanız gümüş, baslar yüksek olsun derseniz bakır kablo kullanılıyor örneğin. Tüm seçimleriniz tamamlandığında ise akustik mühendisler tarafından sisteminiz milimetrik ölçülerle en doğru sesi verecek şekilde kuruluyor.

Israrla cevap vermek istemese de kendi evinde Japon elektronik mühendisi Ken Ishiwata tasarımı Marantz hoparlör kullandığını öğreniyorum. “Bu işin sonu yok” diyor Orhan Aydoğan, Yani bin euro’ya da sistem kurarsınız milyon euro’ya da…”. Ama şunu da belirtelim ki ne yazık ki ses kalitesi fiyatla aynı oranda artmıyor. Yapılan araştırmalar 20 bin euro’larm üzerine çıkıldıktan sonra ‘hissedilen’ kalite artışını yüzde bir civarlarında tespit ediyor. Highend müzik sistemlerini güçle ölçmemek gerektiğini vurgulayan Orhan Aydoğan, “Esas mesele akşam evde müzik dinlerken, komşuları rahatsız etmeden, en düşük ses düzeyinde bile kayıpsız müzik aktarmak. Bir hoparlörün kalitesi ilk beş ile 10 watt arasında belli olur. Yoksa 1000 vvatt’lık amfiyle yayın yapmak kolay”.

Lambalı amfiler sadece retro bir görüntü için değil elbette; samimi bir tını, lezzetli bir sese sahip. Teknik detayların haricinde Absolare’nin en büyük farkı dış kaplaması. Nutella, kırmızı, badem, bal veya siyah derilerden birini seçip dikişlerini bile istediğiniz iplik rengiyle sipariş edebiliyorsunuz.

Ev sinemaları neyse de yalnızca müzik dinlemek için kullanılan highend ses sistemlerinin Türkiye’de hala bir sektöre dönüşememiş olmasından yakmıyor. “Eskiden salonların başköşesine oturtulurdu plak çalarlar, teypler” diyor, “Şimdi bakın dekorasyon dergilerine, milyon dolarlık evlerin hiç birinde düzgün bir müzik setine rastlamıyorsunuz”. En büyük rakipleri ise kadınlarmış. Zira hepsi bir arada kompakt olsun, kablosuz olsun ve dekoratif anlamda göze hitap etsin gibi istekleri olduğundan pek çok aile tartışmasına şahit oluyorlarmış. Türkiye’de cep telefonu, kol saati veya otomobil bir prestij ve statü göstergesi kabul edilirken hifi sistemlere talebin az ve bilinçsiz olmasını anlayamadığını belirten Aydoğan Roberto Carlos’un Fenerbahçe’ye transfer olduğu zamanı anlatıyor. İstanbul’daki evini tutar tutmaz, henüz yatağı buzdolabı bile yokken önce ses sistemini kurdurmuş. Her gün yeni materyallerin ve teknolojilerin keşfedildiği, ucu bucağı açık highend sektörüyle ilgili son noktayı koyuyor Aydoğan: “iyi bir sistem sizi konsere götürür; daha iyisi ise konseri eve getirir”.

www.extremeaudio.com

Naim MUSO

Apple veya Android’den müzik dinlemeye karşıysanız emin olun Orhan Aydoğan sizi ikna edecek. Zira ‘streamer’ adı verilen cihazlar sayesinde dijital kaynaklar kayıpsız şekilde analoğa dönüştürülebiliyor. 750 bin liralık etiketiyle dünyanın en pahalı amfisine imza atan Naim’in bu modeli ise küçük cüssesine rağmen 450 watt’lık güce sahip. Kaliteli müzik derdini her şey dahil tek bir ürünle çözmek isteyenler için. Fiyatı 1099 pound.

Maybe You Like Them Too

Yorum Yaz

28 + = 30