TARİFİ VE MAHİYETİ

Muhatap, poliçeyi kabulden veya kabul edip de ödemeden kaçındığı takdirde ya bir ihtiyati muhatap tarafından ya da senette imzası bulunan ve bulunmayan herhangi bir kimse tarafından o poliçenin kabul edilmesine ve ödenmesine araya girme (tavassut) suretiyle kabul ve ödeme denir.
Araya girmekle yapılan kabul işlemine “bitavassut kabul” araya girme suretiyle yapılan ödemeye de “bittavassut ödeme” denilir.
1 İhtiyati muhatap
Ticaret Kanunu’nun 646/1’inci maddesinde “Keşideci ve cirantalardan veya aval verenlerden her biri, poliçeyi gerektiğinde kabul edecek veya ödeyecek bir kimseyi gösterebilir” deniyor.
Bundan anlaşılıyor ki kanun, ihtiyati bir muhatabın gösterilmesini uygun bulmaktadır. Bu da ticari hayatın gerektirdiği güven ve inanın zorunlu bir sonucudur. Çünki; örneğin, keşideci poliçeyi düzenlerken muhatabın kabul veya ödeme zamanında yerinde bulunmaması veya bulunsa da kabul etmemesi ve ödememesi ihtimalini düşünür. Hem kendi imzasının onurunu korumak ve hem de protesto, ihbar ve benzeri masraflardan kurtulmak için güvendiği bir kimseyi ihtiyaten (ne olur ne olmaz diye) muhatap olarak gösterir. İhtiyati muhatap bu ihtiyaçdan doğar, kanunen geçerlidir, ama uygulamada pek yaygınlaşmamıştır.
İhtiyati muhatap kaydı şekil olarak şöyedir
(……… ödeyiniz. Gerekiğinde…………
yerde………. a müracaat edilecektir.) denilir bu hususun da poliçeye geçirilmesi ihtiyaridir; yani isteğe bağlıdır.
2 Araya girme kimler için yapılır
Ticaret hayatında her neden olursa olsun protesto olayı hoş değildir. Protesto tüccarlar arâsında, ödemeleri durdurma ve İflas gibi olayların başlangıcı sayılabilir. Bu bakımdan kanun, piyasanın genel çıkarını düşünerek araya girme işlemine yer vermiş ve bazı özel hükümler koymuştur. Yine kanun, araya girme işlemine girişen kimseleri asıl muhatap gibi sorumlu tutmakla beraber, gerektiğinde bunlara bazı haklar da tanımıştır. T.K. 646/2’inci maddesine göre “poliçe dolayısıyla kendisine müracaat edilmesi mümkün olan herhangi bir borçlu için araya giren (müdahil) bir kimse kabul veya ödemede bulunabilir.” Yani araya girmekle kabul ve ödeme; Keşideci, Ciranta, Aval ve ren ve Muhatap için yapılabilir.
3 Kimler araya girebilir (tavassut edebilir)
Poliçeyi kabul eden kimse hariç, poliçe üzerinde imzası olsun olmasın herkes araya girebilir. Yani muhatap da dahil her üçüncü kişi veya poliçeden dolayı zaten borçlu ve sorumlu olan herkes araya girerek poliçeyi kabul edebilir veya bedelini ödeyebilir. Yalnız poliçeyi kabul eden kimse hariçtir (T.K. 646/3). Bu fıkraya göre, muhatap, poliçeyi kabul eden kimse değildir. Çünki muhatap ödeyecek kimse olmakla beraber, poliçeyi kabul etmedikçe borçlu yerine geçmez. O halde muhatap, araya girme suretiyle kim için kabul edecek veya ödeyecekse, onu belirterek kabul edebilir veya ödeyebilir.
Araya girmede, kanunun aradığı; imza edecek kişinin poliçeye bir kuvvet kazandırmasıdır. Poliçeyi önce kabul etmiş bir kimsenin yeniden araya girerek kabul etmesi
o poliçeye fazla bir değer katmaz. Fakat üçüncü bir kişinin araya girerek kabulde bulunması kuşkusuz o poliçeyi daha sağlam bir hale getirmiş olur.
İkinci bir yanı da bir muhatabın poliçeyi muhatap sıfatiyle kabul etmesiyle, araya giren olarak kabul etmesi arasında önemli farklar vardır
a) Muhatap poliçenin karşılığını henüz almamıştır. Karşılığını almadan muhatap sı fatiyle kabulde ve ödemede bulunursa, bunu ispat etmesi gerekir. Kabul, aynı zamanda kayıtsız ve şartsız olacağına göre ispat işi de zordur. Böyle bir durumda muhatap, poliçeyi muhatap sıfatıyla kabul etmez. Sadece araya giren (mutavassıt) sıfatıyla kabul eder.
b) Muhatap karşılığını almadan poliçeyi muhatap sıfatiyle kabul eder ve öderse, ancak keşideciye karşı rücu hakkını kullanabilir. Aradaki cirantalara ve diğer imza sahiplerine karşı bir istemde bulunamaz. Fakat araya giren olarak kabul ve ödemede bulunuyorsa, lehine araya girdiği ciranta ve aval veren ile birlikte ondan önceki ciranta ve aval verenlere karşı rücu edebilir.
4 Araya girenin ihbar zorunluğu
Araya girerek kabul veya ödemede bulunan kimse, lehine araya girdiği borçluya, durumu iki işi günü içinde bildirmeye mecburdur. Bu süreye uyulmazsa, ihbarda bulunmamış olmasından doğan zarardan, poliçe bedelini aşmamak üzere sorumlu olur. (T.K. 646/4) Bu fıkraya göre, araya girme suretiyle kabul veya ödeme
i Keşidecinin lehine olmuş ise, keşideciye,
Herhangi bir ciranta lehine olmuş ise
o cirantaya, durumun iki iş günü içinde bildirilmesi gerekmektedir.
Böylece ilgililere herhangi bir zararı önlemek üzere tedbir almak imkânı verilmiş oluyor.
İhbarın, süresi içinde yapılması şarttır. Süre geçtikten sonra yapılan ihbar, hükümsüzdür. Yalnız ihbarın ne suretle yapılacağı kanunda açıklanmamıştır. Adi posta veya taahhütlü bir mektupla ihbar yapılabilirse de, gerektiğinde isbatlamak zordur. Çünkl ihbar iadeli taahhütlü mektupla da yapılsa, mektubu alan kimsenin imzası o mudur, değil midir diye tereddüt ederiz. Bu bakımdan ihbarın, protestodan sonra yapılan ihbarlara
kıyasla, noterden yaptırılması daha doğru olur.

Yorum Yaz

Your email address will not be published.

*