Tahvilden Hisse Senedine Hücum

Yatırımcılar temmuz ayında düşük faizli tahviller ya da altın yerine hisse senedini tercih etti. ABD faiz tartışmalarına kilitlenmişken borsa endeksleri rekor üzerine rekor kırıyor. Dow Jones Endeksi 20 Temmuz tarihinde 18 bin 595 puanla tüm zamanların en yüksek noktasına çıkarken, teknoloji şirketleri ağırlıklı S&P 500 endeksi de aynı şekilde 2 bin 173 puan ile tarihi rekor kırdı.

Özellikle ikinci çeyrek bilançolarında şirket karlarının beklentilerin üzerinde çıkmasıyla haziran sonundan başlayarak devam eden üç haftalık yükselişte küresel hisse senetlerinin değeri toplam 4,5 trilyon dolar arttı. Özellikle Microsoft ve Morgan Stanley’in kar rakamları beklentilerin fazlasıyla üzerinde çıktı. Fed’in bu yıl içinde faiz artırımına gideceği beklentisiyle ABD Doları, euro karşısında 1,1025 ile son yedi haftanın en yüksek değerine ulaştı aralık ayına kadar faiz artırımının gerçekleşmesini beklediğini belirtiyor. Atlanta Fed Başkanı Dennis Lockhart da Fed’in bu yıl bir veya iki faiz artırımı yapabileceği görüşünü savunuyor.

Kansas City Fed Başkanı Esther George ise faiz seviyelerinin çok düşük olduğunu ve ekonominin tam istihdamda ya da yakınında olduğunu söyleyerek kademeli faiz artırımını desteklediğini belirtti. George, “Faizleri kademeli yükseltmek sapmaları minimalize etmek için gerekli olacak. Faizleri düşük tutmak riskler yaratabilir ve kaynak dağılımında bozukluklara neden olabilir” diye konuştu.

ABD’de faiz oranlarının aşırı düşük olması rahatsızlık yaratıyor. Temmuz ilk haftasında ABD Hükümeti 10 yıllık borçlanmasını yüzde

1,4 faizle gerçekleştirdi ve bu oran Washington’un 227 yıllık borçlanma tarihinin şimdiye dek gördüğü en düşüğü… Tüm dünyada deflasyon baskısının yaşanması, Euro Bölgesi ve Japonya’daki negatif faiz ortamı ABD’de de faizlerin rekor düşük seviyede kalmasına neden oluyor. 10 yıllık tahvillerin bu faizle satılması; 2021’e kadar olan dönemde tüketici fiyatlarının yüzde 1,4, daha sonraki beş yılda sadece yüzde 1,5 artması demek.

Ultra düşük faiz oranları Japonya örneğinde olduğu gibi kriz ertesinde bir süre canlılık yaratsa da sürdürülebilir olmuyor. Japonya’da olduğu gibi aşırı durgunluğa neden oluyor ve ekonomi için kayıp on yılların yaşanmasına sebebiyet veriyor.

Aynı şekilde Avrupa’da da aşırı düşük faiz politikası büyümeyi sürekli kılmadı. Almanya, Japonya, İsviçre, Danimarka ve son olarak Hollanda’da 10 yıllık tahviller negatif faiz oranı ile satılıyor. Ve son olarak Avrupa Komisyonu, Euro Bölgesi’nde bu yıl için büyüme tahminini yüzde 1,7’den 1,6’ya düşürdü.

Daha da kötüsü ultra düşük faiz oranları ile reel ekonomi arasındaki bağlantıyı kuran finansal piyasaların merkez bankalarına inancını yitirmeye başlaması. Bu durum beraberinde banka iflaslarını ve küresel krizleri getiriyor. Her şeye rağmen ABD ekonomisi Avrupa ve Japonya’ya göre daha iyi performans gösteriyor. OECD verilerine göre küresel finansal kriz başladığından bu yana ABD ekonomisi reel olarak yüzde 10’un biraz üzerinde büyüdü. Euro Bölgesi’ndeki büyüme ise yüzde 1’in altında

kalırken Japonya 2008 başındaki ekonomik büyüklüğünü aşamadı.

Bu veriler nüfus artışını da içermiyor; ABD’nin nüfusu 2008’den bu yana yüzde 6 artarken, Euro Bölgesi yüzde 2 arttı. Japonya’nın nüfusu ise azaldı. Nüfus artışı dışlandığında ABD’nin büyümesi Euro Bölgesi ve Japonya’ya göre çok daha güçlü…

Tahvilden Hisse Senedine Hücum_1.jpg

Yorum Yaz

Your email address will not be published.

*