Kredi faizlerinin geri gelmesi

Kimi zaman bankaların hazine bölümlerindeki arkadaşlarla piyasaya dair görüş alışverişinde bulunurum. Çoğu, Türkiye’de faizlerin geri gelmesi konusunda bir, iki ay öncesine kadar çok kötümserdi. Buna gerekçe olarak azalan kredibilite, jeopolitik riskler, çekirdek enflasyon, kredi mevduat rasyosunun yüksekliği gibi gerekçeleri öne sürüyorlardı. Merkez Bankası tarafından faizler indirildikçe bunun TL üzerinde baskı yapacağı düşüncesiyle tedirginlerdi. Açıkçası kur konusunda aynı endişeleri paylaşıyordum. Görüşleri gerçekten önemlidir çünkü elleri taşın altında olduğu için piyasayı, birçok makro gösterge ve veriyi MB Para Kurulu’ndan bile belki daha yakından izlerler. Peki neden yanıldılar? Çünkü Lehman Krizi’nden beri Kapitalizm’in daha önce yaşanmamış yeni bir aşamasındayız.

2009’da Gregory Mankiw gibi bazı ekonomistler, “negatif faiz vermenin zamanı gelmiş olabilir” dedikleri zaman pek ciddiye alınmamışlardı. Eğer düşük faizler ekonomiyi canlandıracaksa ve faizler halihazırda düşük seviyelerdeyse bunlara ek olarak deflasyon riski de varsa neden negatif faiz verilmesin? Amaç insanları tüketime, daha az tasarruf etmeye ve yatırıma sevk etmek ve bu aşamada da akut finansal sorunları olan finansal kurumları düşük faizli yoğun bakım ünitelerinde yaşatmaya ve iyileştirmeye çalışmaktı. Yani bir taşla iki kuş vurulacak ve bunun için de bir nevi tasarruf sahiplerinden borçlulara net zenginlik transferi yapılacaktı. 100 lira verip karşılığında 98 lira almak fikri elbette kulağa saçma geliyor ama bugün Japonya, Avrupa Merkez Bankası, İsveç, Danimarka ve İsviçre hali hazırda negatif faiz politikası uygulayan ekonomiler. Yani Lehman Krizi sonrası bütün bilinenler unutuldu ve olmaz denenler oldu.

ABD ekonomisi her ne kadar göreceli olarak toparlanma ve buna bağlı olarak normalleşme eğilimleri gösterse de küresel ekonominin kalan aktörlerinden bağımsız davranamayacağı kesin. Avrupa ve Japonya istediğini şimdiye kadar elde edemedi. Negatif faizler ne büyüme yaratabildi ne de deflasyon riskini azalttı. Draghi ve Kuroda büyük ihtimalle hastaya verdikleri negatif faiz dozunu artırmaya devam edebilir ve bu da ABD tahvillerini çekim alanı haline getirip 10 yıllık tahvil faizlerinin yüzde 1’in altına gelmesine yol açabilir. Küresel talep canlanmadan, ABD ekonomisinin toparlamasının sürekliliği de sorgulanır hale geldi. Üstelik faiz paritesinin farkının açılması doları çok değerli bir kur, ABD üretimlerini de pahalı hale getirebilir. İşte bu yüzden birkaç ay önce Fed’den seri faiz artışları beklerken şimdi Janet Yellen ve Stanley Fischer gibi ABD para politikası patronlarından, ABD’nin de negatif faiz kulübüne girme ihtimalinin masada olduğunu duymaya başladık.

Daha önce de dediğim gibi yeni sulardayız ve karşımıza her an bir ayı da çıkabilir, üstümüze bir kaya da düşebilir. Nobel ödüllü ekonomist Shiller, Warren Buffet ve yapılan bir ankete göre fon yöneticileri yüzde 80 oranında tahvillerde balon oluştuğuna inanıyor. Küresel faiz hadleri tarihsel olarak en düşük seviyelerini yaşıyor ve 76 trilyon dolarlık tahvil piyasasının yaklaşık 13 trilyon dolarlık kısmının negatif faiz bölgesinde olduğu, bunun artarak devam edeceği tahmin ediliyor. Tahvil baronu Bill Gross ise oluştuğu düşünülen tahvil balonunu bir süpernovaya benzetiyor. Süpernova, enerjisi biten büyük yıldızların şiddetle patlaması durumuna verilen bir ad ve bir süpernovanın parlaklığı güneşin yüz milyon katına varabilirmiş. 76 trilyon dolar süpernova benzetmesi için yeterli büyüklükte bir rakam gerçekten. Diğer taraftan, sıkı durun; Bank of International Settlements rakamlarına göre faizli enstrümanlar üzerine yazılmış 500 trilyon dolardan fazla türev enstrüman daha var!

Peki bu süreç ne zaman sonlanacak? Japonya’da olduğu gibi onlarca yıl sürecek mi? Bu süre zarfında nereye sığınılabilir? Böyle bir sığınak var mı? Bence yok. Belki doğal olarak herkesin aklına altın gelebilir fakat altının getirisi olmayan bir yatırım aracı olduğunu ve tasarruflara yön veren emeklilik fonları, yatırım fonları, sigortalar, endowment fonları gibi çok büyük kurumsal yatırımcıların getiri sağlayıp dağıtmak zorunda olduğunu unutmamak gerekiyor.

Bir Anadolu deyişiyle özetlemek istersek: Hasan Dağı arpalıktır, eğer saban yürürse / Her dereye bir değirmen, eğer suyu gelirse / Her köylüden bir tavuk, eğer köylü verirse / Güzel gidiş bu gidiş, eğer sonu gelirse…

Kredi faizlerinin geri gelmesi_5.jpg

Yorum Yaz

Your email address will not be published.

*