Global Competitive Index’te Türkiye

İlk olarak hem firma hem de ülke düzeyinde rekabetçiliğimizi artıramıyoruz. Global Competitive Index’te Türkiye’nin yıllar içinde bir gelişme göstere memesi bu rekabet gücü kaybının en iyi kanıtlarından. İkinci olarak bu uyumsuzluk son zamanlarda giderek daha fazla benimsediğim “bereketsiz büyüme” kavramını beraberinde getiriyor. 2011’den beri özel sektörün yıllık yatırım büyümesi sıfıra yakın. Özel tüketim artışı ise aldı başını gidiyor. Verimlilik artışı sağlamadan ücretleri artırarak iç talebi canlı tutan bu tüketim odaklı büyümenin sürdürülebilir olmadığı açık. Uluslararası arenada rekabet gücünün zayıflamasıyla sanayide kaybettiği ivmeyi inşaata ve katmadeğer yaratamayan hizmetler sektörüne yönelerek bertaraf etmeye çalışan bu model anlayana uzunca bir süredir SOS veriyor zaten. Özel sektörün son yıllarda neredeyse hiç yatırım yapmadığı bir ekonomide yüzde 25’den yüzde 40’a ulaşan bir dış borç yeterince önemli bir uyarı değil mi sizce? Bir de bu tabloya küresel normalleşmeyle beraber eninde sonunda artmaya başlayacak olan dış borç finansman maliyetlerini de eklediğinizde yukarıdaki ücretverimsizlik uyumsuzluğunun getireceği olumsuzluğun şiddetini kestirmek güç değil. Özetle işgücü maliyetlerinin yükselip verimliliğin düştüğü bir ortamda şirketlerin yatırım yapmaması, karşımıza iç talebin desteksiz artan ücretlerle şişirildiği ve bolca da dışarıdan borçlanılan bir büyüme modeli çıkarıyor.

Durum Hep Böyle miydi?

Hayır, değildi. Benim “kayıp yıllar” dediğim 1990’lardan sonra 20012007 arasında Türkiye’nin işgücü verimliliğine baktığınızda oldukça olumlu bir tabloyla karşılaşıyorsunuz. Bu dönemde çalışılan saat başı üretilen gayri safi yurtiçi hasılaya baktığınızda, yıllık bazda yüzde 6 civarında bir verimlilik artışı görüyorsunuz.

O dönemde Türkiye ekonomisinin kaydettiği yüksek büyümeye en fazla katkı veren gelişmelerin başında da bu verimlilik artışı var zaten. Yani 20012007 arasındaki dönemde, tam da olması gerektiği gibi ücretlerdeki artışı tamamen destekleyen bir verimlilik yükselişi var.

İşin başka bir ilginç bir tarafı var: Ortalama yıllık çalışma saatimiz de son yıllarda düşüş eğilimde. 2007’ye kadar Türkiye’de bir çalışan, yılda yaklaşık bin 950 saat çalışırken bu sayı şimdi bin 850’nin altına düşmüş durumda. İşgücü verimliliği açısından bizden daha iyi durumda olan G. Kore, Polonya, İsrail gibi ülkelerden daha az çalışıyoruz. İşgücü verimliliği bizden yaklaşık yedi kat fazla olan İrlanda ile bile neredeyse aynı durumdayız.

Sonuç olarak Türkiye’nin son dönem sağlıksız bulduğum büyüme hikayesine, verimlilik ve ücretler arasındaki uyumsuzluğu da katmak gerekiyor. Şu anda ne sermaye birikimini artırarak ne de üretim faktörlerini daha verimli kullanarak büyüyebiliyoruz. Büyümenin temel kaynağı, maliyeti giderek yükselen işgücündeki artışa yaslanmış durumda. Malum bizde işgücünden bol bir şey yok ama bu modelin son zamanlarda dilimizden düşmeyen “yüksek katmadeğer yaratarak” büyümeyle pek bir alakası olmadığı da ortada.

Global Competitive Index’te Türkiye_7.jpg

Yorum Yaz

Your email address will not be published.

*