Gelişen Piyasa Varlıkları Güçlü Yükselişlerini Sürdürecek

Küreselleşme 3.0

Mevcut küreselleşme dalgası, aslında 1990’ların başlarında, Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından çıkışa geçti. Eski Sovyet Bloğu ülkeleri ve Çin, ekonomilerini liberalleştirip ABD öncülüğündeki ekonomik sisteme entegre ederken küreselleşmeyi modern zamanlarda hiç olmadığı kadar güçlendirdi. Böylece küresel ekonominin onlarca yıl boyunca ayrı bloklara bölünmesinin ardından gerçek anlamda küresel entegrasyon hızlandı. Takip eden 10 yıl içinde küresel ticaret yüzde 85 arttı; doğrudan yabancı yatırım akışı da yüzde 580 gibi inanılmaz bir hızla büyüdü. 1989-2000 arasındaki bu döneme Küreselleşme 1.0 deniyor. 2001’de başlayıp 2008-2009 küresel mali krizine kadar devam eden döneme de Küreselleşme 2.0 adı veriliyor.

Küreselleşme, ABD’de 2000’deki dot-com çöküşü ve 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından geçici olarak geriledi. Ancak 2000’lerin geri kalanında, BR1CS ekonomilerinin yanısıra çok sayıda küçük gelişmekte olan pazarın hızlı büyümesi ve uluslararası entegrasyonu sayesinde nispeten çabuk toparlandı. Bu durum küreselleşmenin ardındaki yeni itici güce sınırsız bir teşvik sağladı. 2007-2008’e gelindiğinde küresel ticaret akışı, küresel GSYİH’nin yüzde 64,3’üne ulaşarak tüm zamanların en yüksek seviyesine yükselmişti ve doğrudan yabancı sermaye akışı 2,2 trilyon dolar ile zirve yapmıştı. 2007, birçok açıdan, küreselleşmenin zirve noktasını temsil ediyordu. Ancak bu, 2007’de zirve yapan birçok diğer ekonomik ve mali gösterge gibi müteakip küresel mali krizle patlayacak bir balondu. 2008-2009 küresel mali krizi, küreselleşme için daha önceki diğer zorluklara kıyasla çok daha yıkıcı oldu. Küresel ekonomi, 2009’da küçüldükten sonra 2010’da büyük ölçüde gelişmekte olan piyasaların, özellikle Çin’in sayesinde büyümeye geri döndü.

Gelişmekte olan piyasalar, ürettikleri ihraç mallarına yönelik talebin azalması ve küresel sermaye akışlarındaki gerilemeden ötürü sıkıntılarla karşılaşsa da, gelişmiş piyasalardaki ekonomik yer değiştirmelerden kendilerini büyük ölçüde ayrıştırmayı başardı; ayrıca bu ülkeler kendi aralarında yaptıkları ticaret ve yatırımı da ilerletti. 2009’da grup olarak yüzde 3’lük bir GSYİH artışını muhafaza etmeyi başardı; gelişmiş piyasalar ise aynı yıl yüzde 3 daraldı.

Ancak aradan geçen yedi yılın ardından birçok gelişmekte olan piyasanın büyüme modelinde ciddi çatlaklar belirmeye başladı ve söz konusu piyasalarda 2015 yılı GSYİH artışı, 2009’dan bu yana görülen en düşük seviyeye indi. 2009’dan bu yana yaşanan küresel ara sırasında, reel küresel ekonomik büyüme yüzde 2 civarına geriledi. Küreselleşme 1.0 ve Küreselleşme 2.0 safhalarındaki yaklaşık yüzde 3’lük oranla karşılaştırıldığında bu hiç iyi değil.
Bu da şu soruları sormamızı gerektiriyor: “Küreselleşmedeki duraklamanın ardında ne var?” Ve “bundan sonra ne olacak?” Öncelikle mevcut küresel ekonomik düzenin temelinde küresel iş ortamını yeniden şekillendiren beş yeni güç bulunuyor. Bunların ikisi, önceki küreselleşme dönemlerinde ortaya çıkan gelişmelerin bir sonucu ve şu anki molaya da zemin hazırladı. Diğer üçü ise kriz sonrası dönemde ortaya çıkan ve küresel şirketlerin yeni yol kurallarını belirleyen bağımsız kuvvetler.

İlk yeni güç, artan refah. İkincisi bilgi ekonomisinin yükselişi. Üçüncüsü de inatçı makro ekonomik duraklama. Son 18 ayda IMF, Dünya Bankası ve G20, büyüme ve refahın uzun vadeli geleceği için endişelerini dile getirdi. Dördüncü güç, jeopolitik çatışmanın geri dönüşüyle alakalı…
Gelişen Piyasa Varlıkları Güçlü Yükselişlerini Sürdürecek_5.jpg
Bu verili güçlerle öyle görünüyor ki A.T. Kearney’nin Küreselleşme 3.0 olarak adlandırdığı yeni bir döneme gireceğiz. “Küreselleşmeden Adalaşma-ya” başlıklı son raporunda, A.T. Kear-ney büyük ölçüde ekonomik büyüme ile milliyetçiliğin jeopolitiği arasındaki etkileşim tarafından belirlenecek dört alternatif gelecek saptadı.
İlk potansiyel gelecek, “Küreselleşme 3.0” denen sınır ötesi entegrasyonda önceki paragraflarda işaret ettiğimiz muhtelif sistemik eksiklikleri düzelten yeni bir sayfa açılması. İkincisi, yükselen jeopolitik gerilimler ve ekonomik husumetlerin küresel ekonomiyi rekabet eden ülke bloklarına böldüğü tarihsel normalliğe geri dönüş anlamına gelen “Kutuplaşma”. Milliyetçiliğin dünyanın dört bir yanındaki kilit ekonomilerde zemin kazanmasının dramatik korumacı önlemlere ve küresel ekonomik akışlarda ciddi bir gerilemeye yol açtığı “Adalaşma” ise üçüncü potansiyel gelecek. “Müşterekleşme” adı verilen dördüncü mümkün gelecek, geçmişten hiç olmadığı kadar keskin bir kopuşu temsil ediyor. Söz konusu gelecek, toplanır imalat ve paylaşım ekonomisi yoluyla yeni küresel müştereklerin yükselişini -ve buna mütekabil yakın geçmişi tanımlayan tüketici kapitalizminin gerilemesini- içeriyor. Her halükarda, yeni bir küresel ekonomik düzen kurulurken organizasyonel uzak görüşlülük ve atiklik yeni dönemin kazanan ve kaybedenlerini belirleyecek.

Yorum Yaz

Your email address will not be published.

*