En Hızlı Gelişen ve Değişim Gösteren Sektörler

ÇEŞİTLİLİK VE ZENGİNLİK BAZILARI İÇİN BAŞA BELA!

Türkiye’nin karşı karşıya olduğu problemli durum, iç siyaset ve performanstan ziyade büyük ölçüde dünyayı yöneten egemen devletlerin dış politikalan ile ilişkili… Ama bu problemli durum sadece devleti değil, farklı toplum kesimlerini de etnik, kültürel ve siyasi olarak derinden etkiliyor. Türkiye’nin batılılaşmada katettiği yolu ve bugüne kadarki kazanımlarını anlamsız hale getirecek operasyonları, bizatihi AB’nin büyük devletleri tahrik ve teşvik edebiliyor. Bu da özelde Avrupa genelde ise Batıya karşı ‘kuşkucu’ olan kesimlerin yükselişine ve toplumun kutuşlaşmasına ivme kazandırıyor. Halbuki Türkiye’nin demokratik, laik ve insan haklarına dayalı bir toplum inşası gayretleri, Avrupa Birliği üyelik sürecinde zemin buldu.

SIFIR SORUN POLİTİKASI: YURTTA SULH CİHANDA SULH

Avrupa ve Orta Doğu’nun bugünkü durumu, Birinci Dünya Savaşı öncesi duruma bir hayli benziyor. Bugün, kıyamet Osmanlı coğrafyasında kopuyor. Türkiye’nin sıfır sorun politikası açık ki Türkiye’nin eliyle bozulmadı. Türkiye, çevresindeki Hıristiyan ve Müslüman ülkelerle ortak bakanlar kurulu toplantıları yapacak kadar özgüven ve özverili iken, dört bir yanını ateş almış hale gelmesi, kendi ‘cüz’i iradesi’ ile olacak iş değil çünkü.

Büyük devletlerin politikalarını okuma, herhalde ayrı bir beceri. Etnik ve kültürel olarak ilişkili olduğumuz coğrafyalarda meydana gelen değişiklikler bizi doğrudan etkilediği için, dışa kapalı politika izleme lüksü yok Türkiye’nin. Örneğin, Karadağ Kilisesi’nin Rusya’ya bağlı olup olmaması, Suriye’de özerk Kürt yönetiminin kurulup kurulmaması, Türkmenlerin Irak ve Suriye’deki statüleri, Karabağ’ın statüsü bir şekilde ve doğrudan Türkiye’nin söz söyleme ve eylemde bulunma ihtiyacı duymasına neden oluyor.

İçeriyi homojenleştirerek kurulan, tek ulus savına dayalı devlet paradigmasının zorlandığı görülüyor. Dönemin Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, 2008 yılında Brüksel’de bir açıklama yaparak etnik ve dini homojenleştirmenin Türk milli devletinin kurulması için gerekli olduğunu savunuyordu. Ne var ki, bütün türdeşleştirmeye rağmen, sınınn ötesindeki öksürük veya zatürre bu tarafı etkilemeye devam ediyor hem de sadece insani değil, etnik ve kültürel akrabalık mülahazalarıyla da tesir ediyor.

Esas önemlisi, bugün yaşananlar ve bundan sonrası. Komşu Müslüman coğrafyalarla devlet düzeyinde hayli elektrikli bir ortam söz konusu. Etnik ve kültürel olarak akraba olduğumuz ülke içi ve komşulardaki kesimler bakımından bu kutuplaştıncı ve aynştırıcı görünüm uzun vadede hepimize zarar verecek gibi. Toplumsal karar alma mekanizmalarında sadece devletin değil, STK’ların da etkili olarak rol alması gerekiyor. Çünkü örgütlü ve güçlü STK’lar olmadan sırf devlet aygıtı araçlanyla sorunlann üstesinden gelmek ve sorunlan sarmak zor.

UFUK SAHİBİ SİYASİLER VE BÜROKRASİ

Türkiye’de siyasiler, Yunus Emre Enstitüsü, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı, Mevlana Programı ve uluslararası anlaşmalarla üniversitelerin kurulması gibi siyasi vizyonla ortaya konan birçok proje başlattı. Ne var ki, bürokrasinin siyasetle örtüşmeyen bir öncelikler sıralaması yani vizyon farklılığı nedeniyle bu projeler beklenen semereyi veremiyor. Bürokratik yapılann siyasi vizyona ayak uyduramamasının, benim de müdahili olduğum çok örneği var.

DIŞ POLİTİKADA SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ

Türkiye sırf devlet gücüyle ve motivasyonuyla, güçlü STK’ları olmadan ne içerde ne de dışarıda sağlam ve dayanıklı politikaları uygulayamaz. Sırf bu nedenle bile güçlü STK’lara karşı daha tahammülkâr ve cesaretlendirici olmak gerekiyor.

En Hızlı Gelişen ve Değişim Gösteren Sektörler_1.jpgEn Hızlı Gelişen ve Değişim Gösteren Sektörler_0.jpgEn Hızlı Gelişen ve Değişim Gösteren Sektörler_3.jpg

Yorum Yaz

Your email address will not be published.

*