DEVALÜASYON

Kıymet tenzili demektir. Devalüasyon, para değeri ile ilgili bir olaydır. Ekonomik bakımdan önemli olan paranın iç değeri, yani satmalma gücü ve kambiyo ile ifade edilen dış değeridir.
Devlet, para değeri istikrarını amaçlayan tedbirler almazsa konjonktür hareketlerinde olduğu gibi enflasyon ve deflasyon sonucu olarak paranın iç ve dış değerlerinde az çok önemli değişiklikler meydana gelebilir.
Asıl devalüasyonla kasdedilen şey milli paranın dış değerinin, yani yabancı paralara olan oranının Devletçe indirilmesidir. Bu hedef vasıtasız bir şekilde gerçekleşebileceği gibi, milli paranın temsil ettiği maden miktarını azaltmak suretiyle de sağlanabilir.

Kısaca Devalüasyon

Milli paranın dış değerinin düşürülmesidir. Devalüasyon yapılınca, döviz kurları milli paraya kıyasla daha yüksek bir değer düzeyine çıkar. Örneğin yurdumuzda 4 Ağustos 1958 devalüasyonunda doların fiyatı 2.80’den 9 liraya, bugün ise 16.50 liraya yükselmiştir.

Hükümetlerin devalüasyondan bekledikleri iki fayda vardır Birincisi dış ticaret
açıklarının daralması ve İkincisi iç piyasada iş hacminin genişlemesidir. Devalüasyonun bu faydaları gerçekleştirebilme derecesi dış ticaret mallarının talep esnekliğine, ekonominin atıl kapasite hacmına, ücret rejiminin istikkarlı ve hassas oluşuna göre değişmektedir.

1) Bir memlekette % 1 oranında devalüasyon yapıldığını varsayalım; ithal malları % 1 pahalılanacak ve böylece ihraç mallarının döviz fiyatını % 1 ucuzlatma imkânı doğacaktır. İthal mallarının talep esnekliği 1 rakamından büyükse memlekete giren yabancı malların miktarında, devalüasyon oranına üstün bir azalma olacaktır.
Tatbikatta döviz sıkıntısı çeken ülkelerde, ithal mallarına fazlasıyla ihtiyaç duyulmaktadır. Pahalı da olsa bu mallara talep devam etmektedir. Nitekim memleketimizde 1946 ve 1958 devalüasyonları ithalattan tasarruf sağlamaya yaramamıştır. İthal malları talep esnekliğinin çok defa 1 rakamından küçük olması devalüasyonun ithalâtı daraltıcı fonksiyonundan faydalanarak dış ticaret açığını kapatmak fırsatını vermemektedir.

İhraç mallarının talep esnekliği 1 rakamından küçükse dışarıya satılan malların miktarında devalüasyon oranı kadar bir artış kaydedilmemektedir. Tatbikatta sınai mamullerinin nisbeten yüksek ve tabii ürünlerin zayıf talep esnekliği gösterdiği görülmektedir. Bizdeki 1946 ve 1958 devalüasyonlarının ihracat maddeleri fiyatlarını yükseltici etkisi, ihracatı teşvik edici rolüne galip gelmiştir.

Devalüasyonlar, dışarda döviz olarak tutulan paraya kur farklarıyla orantılı bir rant sağlamaktadır. Parasını düşüren ülkelerdeki reel (gerçek) değerlere oranla ucuza plasman yapmak ve aynı zamanda devalüasyonun değiştirdiği azalan ankes kriterleri dolayısıyla yükselen faiz haddinden yararlanmak fırsatı, memlekete döviz girmesini kolaylaştırmaktadır. Nitekim 1970 devalüasyonundan sonra Türkiye’de işçi dövizi rantreleri (gelirleri) artmıştır.

2) Devalüasyonun ikinci başarı şartı, ekonomide atıl kapasite bulunması ile ilgilidir. Devalüasyon beklendiği gibi ithalâtı daraltıcı ve ihracatı çoğaltıcı sonuç verirse mal piyasasının dengesi değişecektir. Memlekete giren malın azalıp memleketten çıkan malın çoğalması iç piyasa ihtiyaçlarında bir açık meydana getirecektir. Faktörler piyasasında bu açığı fazla üretimle karşılamağa elverişli bir atıl kapasite yoksa, arz ve talep kanununun baskısıyla fiyatlar yükselecektir. Fiyat’ ların yükselmesi, zamanla devalüasyonun dış ticaret açığını düzeltici faydasını yok edecektir.

3) Devalüasyon ithalatın pahalılaşmasına ve dolayısıyla maliyet enflasyonuna yol açan bir olaydır.
İşçi Sendikaları devalüasyonun getireceği pahalılığa ücretleri intibak ettirmek ama ciyle harekete geçerlerse, para ayarlamasının dış ticart dengesini düzeltici fonksiyonu zayıflamaktadır.

Sendikaların baskısı genellike yüksek konjonktür safhalarında kuvvetli ve işsizlik dönemlerinde hafiftir. İşsizlik endişesinin kuvvetli olduğu ve tesislerin kapasite altında işletildiği yıllara rastayan devalüasyonlarda hükümetlerin ve işverenlerin ücret istikrarını koruyabilme şansları daha çoktur.

4) Devalüasyon devlet bütçesi bakımından da problemler doğuran bir olaydır. Devlet yatırımlarının ve kamu hizmetlerinin maliyeti, devalüasyondan sonra’yükselmektedir. Aynı hizmet hacmim yürütmek üzere daha çok ödenek kullanmak ihtiyacı hasıl olmaktadır.

Sabit bir kıymetin belirli bir zaman içinde yenileşen bir kıymetle ilişkisini fade eder. Yani bir işletmede konulan sermaye ne kadar çok devreder ve devir sür’ati ne kadar yüksek olursa, işletme o nisbette fazla kâr sağlar.

Yorum Yaz

Your email address will not be published.

*