Darbe Girişimi Sonrası Siyaset ve Ordu

Türkiye Cumhuriyet tarihinin en ağır, en utanç verici ve de en travmatik krizlerinden birini ağır yaralı olarak atlattı. Kuşkusuz 1516 Haziran “kamikaze” darbe girişimi hakkında daha çok yazı yazılacak. Ortalık birçok açıdan halen toz duman. Ancak genel hatlarıyla bir hasar tespiti yaparak bu felaketin hem iç hem de dış politikayı nasıl etkileyeceği konusunda bazı öngörülerde bulunmak mümkün.

İç politika alanında en ağır yarayı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin aldığı apaçık ortada. Türkiye’de Atatürkçülük denince ilk akla gelen kurum olan TSK son yıllarda Ergenekon ve Balyoz davaları nedeniyle oldukça hırpalanmış olsa da, halkın gözünde yüksek bir prestije, temiz bir imaja ve profesyonel bir yapıya sahipti. Artık bu imaj kolay kolay düzelmeyecek şekilde zedelendi. Kendi halkı üzerine ateş açan ve kendi parlamentosunu bombalayan bir ordunun ne profesyonelliği kalır, ne disiplini ne de temiz imajı.

Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı ve TSK bu travmayı en kestirme yoldan atlatmanın yolunu darbe girişimini ordu içindeki cemaatçi yapıya bağlamakta buluyor. Bu değerlendirme ülke kamuoyunda kabul gördükçe nekahet dönemi daha az yıpratıcı olacaktır. En azından kanserli hücrelerin atılması paralel yapılanmayla sınırlı kalacaktır ve TSK, Atatürkçü, laik kimliğini darbe ile özdeşleştirmeyerek kendini yenileme ve toparlama dönemine girecektir. Ancak bu iyi ihtimal altında bile akıllarda birçok soru kalacak. Neden Gülen Cemaati hem sivil hem de askeri bürokrasi içinde böylesine inanılmaz bir şekilde güçlendi? Nasıl olur da TSK içinde bu kadar geniş tabanlı ve üst rütbeli bir cemaatçi yapı oluşabilir? Bu güçlenme hangi iktidar zamanında başladı? Buna neden izin verildi?

Ülkeyi bu derece ağır şekilde yaralayan, toplumda ve siyasette derin bir travmaya yol açan, Silahlı Kuvvetler’in bugüne dek inşa edilmiş imajını çökerten darbenin yalnızca kimin tarafından yapıldığına odaklanmakla yetinemeyiz. Bunca sivilleşme, bunca halk gücü, bunca seçim tecrübesi ve varlığı aşikar olan darbesizlik özlemine rağmen “bu faciaya nasıl gidilebilmiştir” sorusunu çok daha detaylı şekilde sormak gerekir.

Bu sorgulama darbe teşebbüsünün böyle bir sinsi nüfuz etme ve örgütlenme çabasının ötesinde, hangi şartlar altında mümkün olabildiğini irdelemeyi gerektirir. Bu da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kurumsal kültürünü, ideolojik yönelimini, davranış kalıplarını, sivillere bakışını, demokrasi anlayışını sorgulamayı gerektirir. Ancak ve ancak bu konulara yeterince eğilirsek böylesi bir cemaatçi sızmanın nasıl mümkün olduğunu anlamaya başlayabiliriz.

Konuyu daha net anlatabilmek için güvenlik ve askeri kültür alanında son dönemde ciddi yazılar yazan Metin Gürcan’dan bir alıntı yaparak devam edelim: “Örneğin FETÖ örgütü acaba farklı bir stratejik kültürü olan ABD ordusunda TSK kadar iyi ve kendini gizleyerek yapılanabilir miydi? Veya genelde ülke içindeki polisiye görevlerde kullanılan Meksika ordusunda FETÖ tutunabilir miydi? Acaba FETÖ, militarist refleksleri güçlü bir toplumda, ‘dini’ yanları ağır basan İsrail ordusunda mı yoksa toplumu askerliğe yabancı ve bir laik ‘çiçekböcek’ (barış destekçi) ordusu olan Kanada ordusunda mı daha kolayca yapılanabilirdi? FETÖ sertkültürlü, sıkı hiyerarşik ilişkilerin ve disiplinin aşırı abartıldığı, emrin hukuku/demokrasiyi kestiği, kendi yargısı olan, gizemli ve hesap vermekten uzak bir kurumsal kültürü olan ‘SERT’ ordularda mı, yoksa tam tersine şeffaf, sivil yargıya tabi, hukuka/demokrasiye saygılı, makamın rütbenin önüne geçtiği ve en önde de seçilmiş sivilin durduğu ‘YUMUŞAK’ ordularda mı etkin olur? Acaba FETÖ, TSK’nin geleneksel kültürü (özellikle önce kurmay, sonra general kültürü) arasında ne gibi hassasiyetler gözlemledi, onların üstüne senelerce çalıştı ve bu virüs, TSK’nın bağışıklık sistemini aşarak beyne yerleşebildi?”

Evet, Gürcan’ın sorduğu bütün bu sorular çok önemli. Eğer TSK’nın yeniden yapılandırılması gündemdeyse ki olmak zorundadır, işe bu kurumsal kültürden başlamak gerekecek ve siyasetTSK ilişkisinin nasıl bir çerçeveye oturtulacağı tartışılacak. Türkiye’nin yönetim anlayışının, bürokratik yapılanmasının değişmesi gerektiği artık aşikardır. O

Darbe Girişimi Sonrası Siyaset ve Ordu_1.jpgDarbe Girişimi Sonrası Siyaset ve Ordu_4.jpg

Yorum Yaz

Your email address will not be published.

*