Borsa nedir?

Borsanın tanımı değişik şekillerde yapılır. Hemen belirtelim ki burada ve kitabın sonuna kadar sözünü edeceğimiz borsa, menkul kıymetler (değerler) borsasıdır. Çünkü, menkul kıymetler borsası dışındada borsalar vardır. Altın borsası, zahire borsası ve döviz borsası gibi…Evet, bu durumda menkul kıymetler borsası, menkul kıymetlerin ( hisse senedi ve tahvil gibi) serbestçe alınıp satıldığı ve fiyatların da arz ve talep koşullarına göre (serbest piyasa koşullarına göre) oluştuğu bir organize piyasadır. Sermaye piyasası kanununda ise borsa şöyle tanımlanmıştır “Sermaye piyasası araçlarının işlem göreceği borsalar, özel kanunlarında yazılı esaslar çerçevesinde örgütlenerek, menkul kıymetlerin ve diğer sermaye piyasası araçlarının güven ve istikrar içinde, serbest rekabet şartları altında kolayca alınıp satılabilmesini sağlamak ve oluşan fiyatları tespit ve ilan etmekle yetkili olarak kurulan kamu tüzel kişiliğini haiz kumrulardır.” Fiyatların serbestçe oluştuğu borsalar, belirli kuralılara göre çalışır. Yani buradaki serbestlik, başıboşluk değildir.

Türkiye’de ilk borsa ne zaman kuruldu ve nasıl bir gelişme gösterdi?

Ülkemizde sermaye piyasasının tarihi sanıldığından daha eskiye dayanır. Avrupa’da yaşanan sanayi devrimi ve sömürgecilik hareketleri büyük anonim şirketlerin ortaya çıkmasına ve bunların halka açılmasına yol açmış ve Türkiye’de yaşayan yabancı tacirler ve azınlıklar bu şirketlerin tahvil ve hisse senetleriyle ilgilenmeye başlamışlar, tedavül eden paranın altın para olması, kambiyo kontrolünün bulunmaması ve kapitülasyonların kendilerine sağladığı serbesiyet sayesinde de bu kişiler dışarıya para çıkararak tahvil ve hisse senedi almışlardır. Daha sonra tanzimat hareketinin de etkisiyle türklerde bu konuya ilgi göstermişlerdir. Dışarıdan alınan kıymetlerin el değiştirmesi kısa zamanda bizde de bir piyasa oluşturmuş, buna da Galata Bankerleri önayak olmuşlardır. 1854 Kırım Savaşı dolayısıyla çıkarılan borçlanma tahvilleri, bunu takriben devletin çeşitli
vesilelerle çıkardığı tahviller, Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı şirketlerin, özellikle şimendifer, elektrik, gaz ve tramvay şirketlerinin Meşrutiyetten sonra da yerli şirketlerin tahvil ve hisse senetleri piyasada alınıp satılmıştır, ilk olarak 1864’de Galata bankerleri bir dernek kurmuş, 1866’da hükümetçe ilk Türk borsası “İstanbul Eshab ve Tahvilat Borsası” adı ile İstanbul’da kurulmuştur. O dönemde Avrupa’nın ilk üç borsası arasına girdi. Bu borsada yerli ve yabancı tahvil ve hisse senetleri Avrupa borsalarıyla telgraf irtibatı kurulmak suretiyle işlem görmüş, örneğin Panama tahvilleri ve Süveyş kanalı hisse senetleri çok defa yabancı bankaların aracılıyla varlıklı türk ailelerince de satın alınmıştır.

Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaş’ının piyasayı olumsuz etkilemesinin yanı sıra Cumhuriyetin ilanından sonra kapitülasyonların kaldırılması, yabancı şirketlerin millileştirilmesi, kambiyo kontrolünün getirilmesi ve borsanın Ankara’ya taşınması gibi uygulamalar da gerek sermaye piyasasının ve gerekse Borsa’nın yok olmasına neden olmuştur.
Ülkemizde sermaye piyasasının yeniden doğuşu 1960’lı yıllarda Hürriyet tahvilleri ve Tasarruf Bonoları ile başlar.Ta-sarruf bonoları tamamen, Hürriyet tahvilleri ise kısmen zorunlu tasarruf niteliğinde olduğu için, kısa zaman sonra bunları alanlar paraya çevirme imkanı aramaya başlamışlar ve piyasada bazı kimseler de bunları faiz oranlarına ve vadelerine göre is-konto etmek suretiyle satın almışlardır. Zamanla ara simsarlar da türemiş ve bu iş arzuhalcilere kadar inmiştir. Alıcılar, üstüne belli bir kar koyarak bunları parasını değerlendirmek isteyenler satmışlar ve böylece ilk defa ikinci el menkul kıymetler piyasası doğmuştur. Bu piyasanın doğuşunun asıl önemli nedeni, birinci el olarak devletçe çıkarılan tasarruf bonolarının faiz oranlarının cari piyasa faizinin çok altında oluşudur. Cari faiz oranı ise o günlerde %12’nin üzerindeydi. İkinci el alım ve satımlarda fiyat, faiz randımanı %12 olacak şekilde ayarlanıyordu.

Tasarruf bonoları 1980’lerde tamamen piyasadan çekilmiştir. Fakat menkul kıymetler piyasası artık kurulmuştu. Başlangıçta halka açık olarak kurulan, ya da sonradan halka açılan şirketler başarı kazanıp güçlendikçe bunları hisse senetleri piyasada aynı esnaf tarafından alınıp satılmaya başlanmıştır. Daha önce kapalı aile şirketi olarak kurulan pek çok şirket de ölümler ve veraset yoluyla kapalı olmaktan çıktı. 1970’li yıllarda bazı büyük holdingler halka açılmanın avantajlarını görerek 2-3 bin ortaklı büyük şirketler kurdular. Hatta mevcut holdinglerine paralel yeni yatırım holdingleri tesis ettiler. Tabii her konuda olduğu gibi bu da kısa zamanda dejenere edildi, ama o dönemden bugüne gerçekten faydalı ve başarılı pek çok halka açık şirket kaldı.

Aynı tarihlerde görülen yurt dışına işçi akımı da Anadolu’nun çeşitli köşelerinde pek çok işçi şirketlerinin kuruluşun beraberinde getirdi. Ne yazık ki, bu şirketlerin çoğu hep yerel esnaf ve eşrafın yönetiminde kalarak başarılı olamadılar.

Bu arada Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın hisse senedi piyasasının oluşmasına katkısını unutmamak gerekir. Bu banka, kuruluşta iştirak ettiği ve dış kredi sağladığı şirketle kuruluş dönemi tamamlanıp kara geçtikten sonra portföyündeki hisse senetlerini primli, fakat makuî bir fiyatla halka satmak su-letiyle hem sermaye piyasasına kaynak sağlamış hem böylece zaman zaman likide ettiği fonlarda yeni kuruluşları desteklemiş, hem de kendisi kar sağlamıştır.

Türkiye’de sermaye piyasasının gelişmesinde tasarruf bonoları, yatırım holdingleri, işçi ve hemşehri şirketleri 1.Sınai Kalkınma Bankası’nın çalışmaları başlıca kilometre taslarını teşkil eder. Bunlara. 1979-82 yıllarına damgasını vuran bankerler olayını da eklemek gerekir.

Bankerler olayı aslında bir gelişme basamağı değil, yapay bir olaydır. Yalnız, halkın ilgisini bankacılık sektörü dışına ve faize dönük menkul kıymetlere çekmiştir. Fakat, sonuçları itiba-reiyle sermaye piyasasına önemli zararlar vermiştir. Bu bakımdan ileride ibretle hatırlanması gereken bir olay olarak anılmaya değer.

Bankerler olayının başlıca sebebi o yıllarda görülen yüksek enflasyondur. Bu seviyedeki enflasyon mevduat ve tahvil faizlerini negatif gelir haline getirmiştir, zamanın mevzuatı mevduat ve tahvil faizlerinin enflasyon düzeyine çıkarılmasına engel olduğu ve birincil satışları daima gelir yönünden enflasyonun gerisine bıraktığı için, tahvil ve mevduat sertifikası satışları ikincil piyasaya intikal etmiş ve ikincil piyasada mantar gibi bankerlerin bitmesine sebep olmuştur. O dönemde tahvil ihracına yalnız bankalar aracılık edebiliyorlardı. Bankaların tahvil ihracına ilişkin esasları da Merkez Bankası belirliyordu. Bankalar, Merkez Bankası’nın sıkı denetimi altında bulunduğu için belirli faiz oranlarının üstüne çıkılamıyordu.

Enflasyonun % 100’leri aştığı dönemlerde resmi tahvil faiz oranı brüt %28’di. O dönemde henüz Sermaye Piyasası Kanunu mevcut olmadığı için bankerler gayet serbest şekilde çalışıyorlardı. Öylesine serbesttiler ki, herhangi bir menkul kıymet olmaksızın, sadece beyaz kağıtlara notlar düşerek önemli miktarlarda paralar topluyorlardı. Bunun yanısıra tahviller birden fazla kişilere satılıyor, kuponlarda ayrıca satılıyordu. Yani karşılığı olmayan büyük paraların toplanması sözkonusuydu. Daha sonra çıkarılan mevduat sertifikalarında aynı oyunlar oynandı. Bankalara “tahvili şu faizle, mevduat sertifikasını bu faizle ihraç edebilirsin, bunun üstüne çıkamazsın” denildi, ancak bankerlere hic karı-şılmadı. Böylece bankerler lehine haksız rekabet ortamı yaratıldı. Hem de kendi başına ve kendi gişelerinden hiç bir zaman o kadar büyük mevduat toplayamayacak olan bazı küçük bankaların, bankerlerle sertifika satışı yapmaları suretiyle güçlerinin üzerinde mevduat yükü altına girmelerine yol açtı.

Bir anda toplanan milyarlar hiçbir zaman aklı başında bir bankanın yapacağı şekilde plase edilmemiş ve büyük bir bölümü batak hale gelmiştir. İşte, böylesine acı olayların yaşandığı bu dönemden sonra sermaye piyasası ile ilgili mevzuat çalışmalarına başlandı. Özellikle 1992 yılından itibaren mevzuat çalışmaları hızlandırılmış ve gelişmiş piyasaların enstrümanları ülkemize kazandırılmıştır.Bugünkü yasal zemin ise geçmiş yıllarla kıyaslandığında piyasayı önemli ölçüde disipline etmiş durumdadır.

Yorum Yaz

Your email address will not be published.

*