BANKALARDA POLİÇE PROSEDÜRLERİ

POLİÇELERDE KANUNLAR İHTİLAFI

Yine örneğin, 18 yaşını tamamlamış bir yabafıciyı ele alalım Bu kimse, tabi devlet

liçe düzenlendiğinden başlıyarak ödenmesine kadar elden ele dolaştığı gibi çoğu kez bir Çok yebancı memleketlere gidebilir. Yabancı ülkelerden memleketimize gelen poliçeler de vardır. v

Poliçenin çekilişi, cirosu, imza edenlerin sorumluluk ve ehliyetleri, her memleketin kendi kanun hükümlerine tabidir. Örneğin poliçenin cirosu hakkında hüküm bir ülkenin kanununa göre başka, diğer bir ülkenin ka nununa göre yine başkadır. Böyle bir durum karşısında hangi ülkenin kanununa göre hareket etmelidir ki, poliçe hamili haklarını kaybetmesin.

İşte ticaret kanunumuz, çeşitli kanunlar arasındaki uyuşmazlıkları çözmek ve uzlaştırmak üzere 678 687. maddeleriyle bazı esaslar kabul etmiştir

A EHLİYET KONUSUNU BELİRLEYEN KANUNLAR

Bir poliçenin çekilmesi, cirosu, kabulü, ödenmesi ve benzeri bütün işlemler ayrı ayrı bir akit, bir anlaşma sayılır. Her işlemin âkit’i (anlaşma yapanı) başka başkadır. Acaba bu kişiler anlaşma yapmağa ehil midir, değil midir. Kanununiuz bu konuda anlaşma yapanın şahsı hangi devletin uyrukluğunda ise o devletin yasasını esas almıştır.

Bir kimsenin poliçe ile borçlanması için gereken ehliyeti, tabî bulunduğu devletin kanunu ile belirlenir. Eğer bu kanun diğer memleketin kanununa atıfta (bağlantıda) bulunuyorsa o kanun uygulanır (T.K. mad. 678/1).

Örneğin; poliçenin cirantası Türk, hamili de bir yabancı olsun. Yabancı hamilin Türk olan cirantaya karşı Türk mahkemesinde dava açmış olduğunu kabul edelim. Dava edilen Türk ciranta 19 yaşında olduğu halde, hamilin bağlı olduğu devlet kanununa göre ehliyette 21 yaşın şart olduğunu ileri sürerek “yaşımı tamamlamadım, benim tasarrufa ehliye tim yoktur” diye bir iddiada veya itirazda bulunamaz. Çünkü Türkün ehliyetini belirleyen Türk Medeni Kanynu 18 yaşın tamamlanmasını yeterli saymaktadır.

kanunuha göre poliçe işlemi yapmağa henüz ehil değildir. Eğer bu kimse bizim ülkemizde bir poliçe işlemine girişmişse bu taahhüdü geçerlidir çünkü Türkiye’de ehliyet için 18 yaş yeterlidir. Bu konuda kanun şu hükmü koyuyor

Yukarıki fıkrada bildirilen kanun gereğince ehliyeti olmayan bir kimse, eğer yasaları bakımından kendisini ehil sayan bir ülke için de imza koymuşsa taahhütleriyle mülzem olur (T.K. mad. 678/2).

Bu hükmün dayandığı prensip, haksız bir işle mal edinilmesine kapı açmamaktır. Burada, kendi kanununa göre ehil olan kimse, başkasının bağlı olduğu devlet kanununa göre de ehil sayılıyor. Tasarrufa ve borçlanmaya ehil olmak için yanlız kanuni yaşın tamamlanmış olması yeterli değildir. Mahçur olmamak, ticaretten men .edilmiş bulunmamak da gereklidir.

B TAHHÜTLERİN ŞEKLİNİ BELİRLEYEN KANUNLAR

1) Şekil ve süreler

Poliçeye ait şekil şartlarını, anlaşma hangi ülkede yapılmışsa o ülkenin kanunları belirler. “Poliçe ile yapılan taahhütlerin şekli, bu taahhütlerin imzalandığı memleketin kanunlarına tabidir (T.K. mad. 679/1).

Örneğin; Londra’dan İstanbul’daki bir firma üzerine çekilmiş bir poliçe var. Bu poliçe Paris’te ve Hamburg’da cirolar geçirmiş, İstanbul’da kabul olunmuştur. Hamil olan Alman, Türkiye’deki muhataba karşı İstanbul mahkemesine bir dava açıyor. Mahkeme; poliçenin ihdasına ait şekil şartlarının İngiliz kanunlarına göre inceleyecektir. Poliçe bizim kanuna göre mecburi unsurları taşımasa bile İngiliz kanununa göre tamam ise geçerlidir.

Paris’teki cironun şekli Fransız kanununa, Hamburg’taki cironun şekli de Alman kanununa uygun olmalıdır. Kabul işlemindeki şekil şartları ise bizim kanuna göre incelenir. Çünkü kabur Türkiye’de olmuştur. ‘ i

POLİÇELERDE SAHTELİK ve TAHRİFAT

Bir poliçe taahhüdü, hangi memlekette yapılmış olursa o memleketin kanunlarına tabidir. Bir memleketteki poliçe taahhüdü geçerli olmfesa bile, başka bir memleket taahhüdü kendi kanununa uygun ise sonraki taahhüdün geçerliliğine halel getirmez (T.K. mad. 679/2).

Bir Türkün yabancı ülkede yapmış olduğu bir poliçe taahhüdü Türk yasalarının gösterdiği şekle uygun bulunduğu takdirde Türkiye’de başka bir Türke karşı geçerlidir (T.K. mad. 679/3).

2) Hakların kullanılması ve korunmasına ilişkin işlemler

Protestonun şekil ve süresine, poliçeden doğan hakların kullanıması ve korunması için gerekli bütün işlemler hangi ülkede yapılmışsa o memleket.kanunu uygulanır (T.K. mad. 680).

Bu maddeye göre protesto, ihbar, zamanaşımı, bunların süreleri, şekilleri gibi işlemler, örneğin Türkiye’de olmuş ise Türk kanunu, Almanya’da yapılmış ise Alman kanunu hükümlerine uygun olarak yürütülür. Diyelim ki, yukarıdaki örnekte, Londra’dan çekilen poliçe, İstanbul’da ödenmezse protesto Türk kanunlarına uygun bir biçimde yapılmalıdır.

3) Müracaat hakkı

Müracaat haklarının kullanıması için uyulması gereken süreler, poliçenin çekildiği yerde yürütülen yasalara göre belirlenir (T.K. mad. 681).

C TAAHHÜTLERİN HÜKÜMLERİNİ BELİRLEYEN KANUNLAR

1) Taahhüdün sonucu

Bir poliçeyi kabul eden kimsenin taahhütlerinden doğan sonuçlar ödeme yerindeki kanunlara göre belirlenir. Senetteki diğer borçluların taahhütlerinden doğan sonuçlar, bu taahhütler hangi memlekette imza edilmiş ise o memleket kanunlarına tabi olur (T.K. mad. 682).

2) Kısmi kabul ve ödeme

Poliçede kısmi kabul yapılıp yapılmaya

cağını, hamilin kısmi ödemeyi kabule zorunlu olup olmadığını ödeme yerindeki kanun belirler (T.K. mad. 683). /

3) Ödeme

Vadesinde ödeme, vade gününün hesaplanması, bedeli yabancı para ile yazılı poliçenin ödenmesi, ödeme yerindeki kanun hükümlerine tabidir (T.K. mad. 684).

4) Sebepsiz iktisap

Poliçeyi ödeyecek kimse (muhatap), ikametgâhlı poliçeyi ödeyecek kimse veya kendi hesabma poliçe çekilmiş bulunan kimse ya da ticarethaneye karşı sebepsiz iktisaptan doğan haklar, bunların ikametgâhlarının bulunduğu memleketin kanunlarına göre belirlenir (T.K. mad. 685).

5) Karşılığın hamile geçmesi

Bir poliçe hamilinin, senedin çekilmesine neden olana alacağı (karşılığın devrini) iktisap edip etmeyeceğini senedin çekildiği yerdeki kanun belirler (T.K. mad. 686).

6) İptal kararı

Bir poliçenin kaybolması veya çalınması halinde alınacak tedbirleri ödeme yerindeki kanun belirler (T.K. mad. 687).

POLİÇELERDE SAHTELİK VE TAHRİFAT (fr Falcification d’un traite)

Bir poliçede keşidecinin, cirantanın, muhatabın, aval verenin veya başka bir kimsenin imzaları gerçek değilse yani imzalar başkaları tarafından atılmışsa buna “sahtelik” denir.

Poliçenin tarihi, vadesi, ödeme yeri, İmzası veya herhangi bir şartı sonradan değiştirilmiş ise buna da “tahrifat” diyoruz.

1) Poliçede geçerli olmayan imzaların bulunması (Sahtelik) l

Hamil poliçe üzerinde imzaları bulunan ilgililere müracaat hakkını saklar, ancak bu imzaların doğruluğunu incelemek ve araştın mak hamil için hem külfetlidir hem de zordur. Hamil için böyle bir inceleme zorunluğu

olsaydı, poliçenin sürümü yani tedavül kabili’ yeti aksamış olurdu, örneğin?

Keşidecinin imzası düzmece (sahte) olduğu halde, muhatap farkına varmıyarak poliçeyi kabul etmiş olsa bir hataya düşmüş demektir. Bunun cezasını elbette çekecektir, fakat hiçbir hatası olmayan iyi niyet sahibi bir hamil ne yapsın? Hamile bu yüzden bir rücu hakkı tanınmazsa yazık olur. Onun için T.K. 589 ncu maddesi

“Bir poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmayan kimselerin imzasını, düzmece imzaları veya var sanılan (mevhum) şahısların imzalarını taşırsa diğer imzaların sağlamlığına bu yüzden halel gelmez,” diyor.

Diyelim ki; keşidecinin imzası taklit edilerek bir poliçe çekilmiş olsa, bu poliçeyi elinde bulunduran son hamil, muhataptan poliçe bedelini tahsil edemediği takdirde diğer sorumlulara yani aradaki cirantalara müracaat edebilir.

Cirantalardan birinin imzasının taklit edilmiş olması halinde de sonuç böyledir. Yine muhatabın imzasındaki düzmecelik (sahtelik) halinde de aynı hüküm uygulanır. Şu halde bu maddeye göre

Hamilin, imzaları taklit edilen kimselere karşı kovuşturma hakkı sözkonusu değildir. Bunların bir günahı yok sayılır. Ancak doğru imza sahiplerine rücu hakkı vardır.

2) Poliçe metninin değiştirilmiş olması (Tahrifat)

Bir poliçe metni değiştirilirse, bu değiştirmeden sonra poliçe üzerine imza koymuş olan kimseler, değişmiş metin gereğince ve ondan önce imzasını koyanlar ise eski metin gereğince sorumlu olurlar (T.K. mad. 660).

Bu hükme göre; poliçedeki değiştirmenin oluş tarihini saptamak lâzımdır. Değiştirmeden önce senede imza koymuş olan kimseler asıl metin gereğince, değiştirmeden sonra İmza koymuş olanlar da değişmiş şekil nedeniyle sorumlu olacaklardır. Ancak değiştirmenin ne zaman olduğunu saptamak poliçedeki ilgililere düşer, takdiri de hakime aittir.

Değiştirme tarihi saptanamazsa, imzanın değiştirmeden daha önce atılmış olduğu kabul edilir. Diyelim ki; keşideci tarafından tedavüle çıkarılan 5.000. TL. Iık’bir poliçe, birinci ciranta tarafından tahrif edilerek, (değiştirilerek) 15.000. TL. yapılmış ve ikinci cirantaya, o da üçüncü cirantaya, üçüncü ciranta da son hamile ciro etmiştir. Muhatap da keşideciden 5.000. TL. Iık bir poliçe çekildiğine dair mektup aldığından değiştirmenin farkına varmıştır.

Yukarıdaki maddeye göre hamil.; üçüncü ve ikinci cirantalardan 15.000. TL. birinci ciranta ile keşideciden ise 5.000. TL. isteyebilir. Çünkü değiştirmeden sonra imzaları bulunan kimseler (örnekte ikinci ve üçüncü cirantalardır) senet üzerindeki değişik şekli görerek ve bilerek bu senedi almış, öylece devretmiş olduklarından bunların hamile karşı 15.000. TL. üzerinden sorumlu olacakları doğaldır.

POLİÇELERDE SÜRELER (MÜDDETLER)

1) Tatil günleri

Vade; Cumartesi, Pazar veya diğer bir resmi tatil gününe rastlarsa ödeme, onun arkasından gelen ilk işgününde yapılır. Ödememe protestosu da bu ilk işgününden sonra gelen iki işgünü içinde çekilmelidir. Bu günlerin sonuncusu bir resmi tatil’ gününe rastlarsa vade o tatil günü kadar uzatılır. Fakat arada geçen tatil günleri süre hesabına girer (T.K. mad. 664). Örneğin, vade; Cumaya rastlıyorsa senet o günü ödenmeldiir. Protesto süresi Pazar günü biter. Arada geçen Cumartesi, Pazar günü iki güne dahildir. Protesto günü Pazartesidir.

Kanunen tatil günlerine rastlamıyan günlere “işgünü” denir.

Kanunen kabul edilen tatil günleri şunlardır

Hafta tatili Cumartesi, Pazar günüdür. İki gündür.

Yılbaşı 31 Aralık günü öğleden sonra ve Ocak ayının birinci günüdür.

POLİÇELERDE ZAMANAŞIMI

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

22 Nisan öğleden sonra ve 23 Nisan günü. Bahar Bayramı 1 Mayıs günüdür.

Gençlik ve Spor Bayramı 19 Mayıs günüdür.

Anayasa ve Hürriyet Bayramı 26 Mayıs öğleden sonra ve 27 Mayıs günü (1,5 gündür).

Zafer Bayramı 30 Ağustos günü.

Şeker Bayramı 3 gün.

Kurban Bayramı 4 gündür.

Bir senenin vade ve protesto günlerini saptamak üzere bir iki örnek verelim

197…. yılının Kurban Bayramı; Cuma, Cumartesi, Pazar ve Pazartesi’dir. Senedin vadesi bu günlerden birine rastlıyorsa ödeme günü Salı, protesto günleri Çarşamba ve Perşembe’dir. Senedin vadesi; Bayramdan bir gün önceki Perşembe günü ise; ödeme günü vade günü olan Perşembe, protesto günü bayram ertesi olan Salı günüdür.

Senedin vadesi; Bayramdan iki gün önceki Çarşamba gününe rastladığı takdirde ödeme günü aynı gündür. Yani Çarşamba günüdür. Protesto günleri Perşembe ve bayramı izleyen Salı günüdür.

197…. yılının Şeker Bayramı; 25 Ekim Salı, 26 Ekim Çarşamba, 27 Ekim Perşembe günleridir. Senedin;

Vadesi 24 Ekim Pazartesi, protesto günü 28 Ekim Cuma,

Vadesi 26 Ekim Çarşamba, protesto günü 31 Ekim Pazartesi,

Vadesi 28 Ekim Cuma, protesto günü 31 Ekim Pazaretsi, günleridir.

2) Sürenin hesaplanması

Kanun ve sözleşme ile belirli olan sürelerin ilk günleri o sürelere sokulmaz. Yani poliçede gösterilen süreler hesabedilirkeıt bunların başladığı gün sayılmaz (T.K. mad. 665).

Bu hüküm, borcun alındığı veya verildiği günün süreye dahil edilmeyeceğini ifade etmektedir. örneğin ayın 4’ünden 21 gün sonra diye başlayan senedin vadesi o ayın 25’idir. Uygulamada yanlışlık yapmamak için başlangıç günü olan 4’e 21 eklenir veya vade günü belli ise 25 den 4 çıkarılır ve bu suretle faize esas olan süre bulunur.

3) Âtifet mehilleri (Müsaade günlerl)’nin yasaklığı

Borçlar Kanununun 106 nci maddesi “Karşılıklı taahhütleri içine alan bir anlaşmada taraflardan biri mütemerrit (gecikmede kararlı) olduğu takdirde, diğeri borcun ödenmesi için uygun bir mehil belirliyebilir veya uygun bir mehlin belirlenmesini hakimden iste yebîlir.” der.

Halbuki Ticaret Kanununda “poliçelerde kanuni veya kazai atifet mehilleri caiz değildir” denilmektedir (mad. 666). Bu hükme höre; korumak amaciyle ve müsaade olarak kanunen belirli olan mehiller bu konuda dikkate alınmıyacağı gibi hakim de bu şekilde hiç bir müsaade veremez. Bundan maksat poliçenin sürümünde aranılan güven ve çabukluğun bozulmamasıdır.

Ticari işlemlerde güvenlik ve çabukluk başta gelir. Poliçe dolayısiyle sorumlu olan kimseler, durumlarının biran önce aydınlığa kavuşmasını görmek isterler.

Zamanaşımı, kanunen belirlenmiş bir sürenin ihmal ve takipsizlik yüzünden geçirilmesi demektir. Zamanaşımı süreleri içinde, ilgili kimseler mahkemeye müracaatla dava açmazlarsa, hak ve alacaklarını düşürmüş olurlar. Kanuni sürenin bitmesinden bir gün sonra da olsa açılacak davaya mahkeme bakmaz, dava düşer.

Ticaret kanunumuz, poliçeden dolayı ilgililerin birbirilerine karşı açacakları davayı altı ay ile 3 yıl arasında değişen kısa zamanaşımı hükmüne tabi tutmuştur. Bu hükümler ticari hayatın gereklerine ve zorunluluklarına

dayanmaktadır. Amaç İse ticari senetlerden dolayı sorumlu olan kimselerin uzun süre sıkıntı ve sorumluluk altında kalmamalarını’ sağlamaktır.

A ZAMANAŞIMI SÜRELERİ

Borçlar yasasına göre, adi işlemler 10 yıllık zamanaşımına tabidir (B.K. mad 125). Halbuki ticari senetlerde bu süre, istenilen çabukluk dolayısiyle daha kısa tutulmuştur. Kanun poliçeler için 3 çeşit zamanaşımı kabul etmiştir.

1) Üç yıllık zamanaşımı

Poliçeyi kabul etmiş kimse hakkındadır. Poliçeyi kabul edene karşı (muhataba) açı lacak davalar, vadenin geldiği tarihten başla yarak 3 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (T.K. mad. 661/1).

Poliçeyi kabul eden muhataba veya ara ya girerek kabul eden kimseye karşı; hamilin, keşidecinin, herhangi bir cirantanın ya da aval verenin vade tarihinden başlıyarak

3 yıl içinde mutlaka dava açmış olması gerekir. Bu süre içinde dava açılmazsa, muhatap veya araya girerek kabul etmiş olan kimse zamanaşımı dolayısiyle borcundan kurtulmuş olur.

Muhatap lehine aval veren kimse için de zamanaşımı süresi yine 3 yıl olmak lâzım gelir. Çünkü aval veren kimse, kefil olduğu kişi derecesinde sorumludur.

2) Bir yıllık zamanaşımı

Hamilin; cirantalar ile keşideciye karşı açacağı davalar içindir. “Hamilin; cirantalar ile keşideciye karşı açacağı davalar, süresinde çekilen protesto tarihinden veya senette masrafsız idae olunacaktır, kaydı varsa (bu protesto edilemez) vadenin bittiği tarihten başlıyarak bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (T.K. mad. 661/2).

Muhatap hakkındaki 3 yıllık zamanaşımı süresi vadenin gelmesinden başlıyordu. Ke şldeci ve cirantalar hakkındaki zamanaşımı ise protesto tarihinden başlıyarak, şayet po fiçe protestosuz ise vadenin bitimi tarihinden

başlıyarak işlemeğe başlıyor. Keşideciye ve cirantaya aval veren kimse için de zamanaşımı süresi yine 1 yıldır. Çünkü aval veren kimse, kime kefil olmuşsa o kişi derecesinde sorumludur.

3) Altı aylık zamanaşımı

Bir cirantanın başka cirantalarla keşideciye karşı açacağı davalar, cirantanın poliçeyi ödediği veya poliçenin dava yoluyle kendisine ileri sürüldüğü tarihten başlıyarak 6 ay geçmekle zamanaşımına uğrar (T.K. mad. 661/3).

Bu fıkraya göre; ciranta ya senet bedelini ödemiştir, kendinden öncekilere müracaat ediyor ya da kendine karşı dava açılmıştır. Zamanaşımı birinci şıkta ödeme tarihinden, ikinci şıkta dava olunduğu tarihten başlar. Ortada aval veren varsa, bu da kefili bulunduğu ciranta durumunda zamanaşımı süresine tabi olur.

B _ ZAMANAŞIMININ KESİLMESİ

Zamanaşımı; dava açılması, takip isteminde bulunulması, davanın ihbar edilmesi veya alacağın iflas masasına bildirilmesi nedenleriyle kesilir,. (T.K. mad. 662).

Bu maddeye göre, kendisine karşı dava açılan bir kimse poliçe bedeline karşılık bir miktar para verirse, faizini öderse, kefil veya rehin gösterirse zamanaşımı kesilir. Diğer yandan dava açacak kimse de, mahkemeye veya iflas masasına müracaatla hak isteminde bulunursa zamanaşımı süresi yine kesilir. . v4

Zamanaşımını kesen işlemler her kim için olmuşsa, ancak ona karşı hüküm ifade eder (T.K. mad. 663/1). Örneğin hamil, bir yıllık zamanaşımı süresi içinde cirantalarla keşideciye dava açmak üzere protesto çekmiştir. Bu protesto tarihinden 10 ay sonra cirantalardan biri diyelim ki üçüncü ciranta poliçe bedeline mahsuben hamile bir miktar para ödemiş olsa, Zamanaşımı yalnız bu ciranta için kesilmiş olur ve bu tarihten bir yıl geçmedikçe üçüncü ciranta için hamilin hakkı zamanaşımına uğramaz. Diğerlerine

şumulü yoktur. Bir yıllık süre geçtikten son ra diğer cirantalar artık dava edilemez. Görü lüyor ki bu hüküm bir miktar para ödeyen ciranta hakkındadır.

Zamanaşımı kesilince, süresi aynı olan yeni bir zamanaşımı işlemeğe başlar (T.K. mad. 663/2).

Ticaret Kanununun zamanaşımı hakkında ki özel hükümleri dışında, diğer zamanaşımı süreleri için Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanmasına gerek vardır.

POLİÇENİN KAYBI VE İIPTALİ

Perte d’un traite et son aboîition)

Bir poliçe kaybolur veya çalınırsa yeri ne senet yapılamaz. Kaybolan senedin Ipta line ve senet çalınmışsa belli olmak şar tiyle istirdadına (geri alınmasına) gidilir.

Poliçede saklı olan hak, poliçeden ayrı olarak ortaya sürülemiyeceğine göre senedi kaybeden hamil, müracaat haklarını kullanamaz. Bu nedenle ticaret kanunu aşağıda görüleceği üzere hamilin haklarını koruyan hükümleri 669 677 nci maddelerle açıklamış

A HAMİLİN ALACAĞI TEDBİRLER

Bir ticari senedi kaybeden kimsenin, ilk alacağı tedbir mahkemeye başvurmaktır. Rızası olmaksızın poliçe elinden çıkan kimse ödeme yerindeki mahkemeden muhatabın poliçeyi ödemekten men edilmesini isteyebilir (T.K. mad. 669/1).

Doğal olarak senedin başka ve diğer bir hamile ödenmesi kaygısiyle ödemenin yasak edilmesini istemek, kayıp poliçe için bir iptal davası açmak demektir. Bu suretle açılan iptal davasında yetkili mahkeme ödeme yerindeki ticaret mahkemesidir. Davanın bu mahkemeye açılması gerekir.

Mahkeme, ödemeyi men eden kararında vadesi geldiği zaman poliçe bedelinin ödenmesi için muhataba müsaade verir ve tevdi yerini belirler (T.K. mad. 669/2).

1) Poliçeyi eline geçiren kimsenin bilin mesl halinde

Kayıp poliçeyi eline geçiren kimse belli ise, hamilin bu kişiye karşı mahkemenin be llrliyeceği süre içinde “istirdat davası” açması lâzımdır. Aksi halde mahkeme, muhatap hakkındaki ödeme yasağını kaldırır (T.K. mad. 670).

2) Poliçeyi eline geçirenin bilinmemesi halinde

Poliçeyi eline geçiren kimse belli değilse, hamil iptal davası açabilir (T.K. mad 671/1). Yanlız iptal istenirken mahkemeye delil (ipucu) göstermek gereklidir. Kayıp poliçe tek nüshalı ise içindekiler hakkında doğ ru bilgiler verilmeli veya davayı kanıtlayacak belge gösterilmelidir. Böyle olmazsa aklına gelen iptal davası açabilir. Onun için kanun

iptal isteminde bulunan kimse, poliçe elindeyken kayba uğradığını kuvvetle muhtemel gösteren delilleri mahkemeye sağlamak ve senedin suretini göstermek veya senedin esas içindekileri hakkında bilgi vermekle yükümlüdür, diyor (T.K. mad. 671/2). Doğai olarak ispat nedenlerini takdir, mahkemenindir.

B MAHKEMENİN YAPACAĞI İŞLER

1) İhbar

İptal davası açıldıktan sonra mahkeme, dilekçe sahibinin poliçe elinde iken kaybolduğuna dair verdiği bilgilerin doğruluğunu kuvvetle muhtemel görürse ilân yoluyle poliçeyi eline geçireni, belirli bir süre içinde getirmeğe çağında bulunur. Ve aksi halde poliçenin iptaline karar vereceğini ihbar eder (T.K. mad. 672).

2) Süre

Poliçeyi getirme süresi en az 3 ay ve en çok 1 yıldır. Vadesi gelmiş poliçelerde zamanaşımı 3 ayın dolmasından önce gerçekleşecekse, mahkeme 3 aylık süre ile bağlı değildir. Süre, vadesi gelen poliçeler için birinci ilân gününden, vadesi gelmiyen poliçeler için vadenin geldiği günden işlemeğe başlar (T.K. mad. 673).

3) İlân

Mahkeme poliçenin kaybını ilân eder. Bu İlân, senet kimin eline geçmişse kaybolma olayından ona haber vermek ve böylece senedi meydana çıkarmak için yapılır, ilân T.K. mad. 37 de anılan sicil ticaret gazetesiyle 3 kez yapılır. Özellik gösteren olaylarda mahkeme, uygun göreceği daha başka ilân tedbirlerine de başvurabilir (T.K. mad. 674).

4) İstirdat davası

İlân sonunda elden çıkan poliçe mahkemeye getirilirse mahkeme dilekçe sahibine istirdat davası açmak üzere uygun bir mühlet verir. Dilekçe sahibi bu süre içinde istirdat davasını açmazsa, mahkeme poliçeyi getirmiş olana geri verir ve muhatap hak kındaki ödeme yasağını kaldırır (T.K. mad, 675).

5) İptal kararı

Kayıp poliçe ilân sonunda ve belirlenen süre içinde getirilmezse mahkeme iptal ka ran verir. Bu karar üzerinden dilekçe sahibi, kabul edene karşı poliçeden doğan isteme hakkını ileri sürebilir (T.K. mad. 676).

6) Teminat

Mahkeme, iptale karar vermeden önce de kabul edene (muhatap da olabilir, ihtiyati muhataba veya araya girerek kabul edene) poliçe bedelinin vermesini ya da yeterli teminat karşılığında bunu ödemesini emredebilir. Bu teminat, iyi niyetle poliçeye sahip olan kimsenin zararlarına bir karşılık teşkil eder. Senet iptal edildiği veya senetten doğan haklar diğer bir nedenle ortadan kalktığı takdirde teminat geri alınabilir (T.K. mad. 677).

POLİÇENİN KEŞİDESİ VE ŞEKLİ

A ŞEKİL UNSURLARI

Poliçede bulunması zorunlu ilkeleri yani mecburi unsurları Türk Ticaret Kanunrnun 583 ncü maddesi şu şekilde sıralamıştır

Poliçe;

1. Senet metninide “poliçe” kelimesini

ve eğer senet Türkçe’den başka bir dille yazılmışsa o dilde poliçe karşılığı olarak kullanılan kelimeyi,

2. Belli bir bedelin ödenmesi hususunda kayıtsız ve şartsız havaleyi,

3. Ödeyecek olan kimsenin (muhatabın) ad ve soyadını,

4. Vadeyi,

5. Ödeme yerini,

6. Kime veya kimin emrine ödenecekse onun (lehtarın) ad ve soyadını,

7. Keşide tarih ve yerini,

8. Keşidecinin imzasını, kapsamalıdır, ( Poliçe Örneği)

Kanunen poliçede bulunması mecburî şekil unsurlarını açıklayalım

Poliçe Kelimesi veya eş anlamının senet metninde bulunması gereklidir. Poliçe deyimi senedin unvanı demektir. Bunun kullanılmasındaki zorunluluktan maksat, senedi bir bakışta tanıtmak ve poliçenin niteliğine dikkati çekmektir. Poliçeye Almancada “VVechser, İngilizcede “Bili of exchange” Fransızcada “Lettre de change”, İtalyancada “Cambialle” adı verilmektedir.

Poliçede ödenecek para belli olmalıdır

50.000. TL. gibi, 10 bin dolar, 7 bin mark gibi. Yoksa örneğin “hesap neticesinde çıkacak borcunuzu ödeyiniz.” veya “sonradan bildireceğim . ……………..a’ya 20.000. TL.

ödeyiniz”, veya “işin bitiminde ödeyiniz” şeklinde bir ödeme emri poliçe olamaz. Burada keşideci ödenecek paranın emrini verirken muhatabı kendisine vekil yapmış oluyor. Yalnız bu vekâlet ticari senetler içindir ve daha ziyade havale emri niteliğindedir. (T.K. mad. 583, B.K. mad. 462/2). Diğer haklardaki vekâlette fesih ve iptal sözkonusu olduğu halde, poliçedeki haklar devir olununca verilen bu vekâlet veya havale emrinden dönülemez.

Poliçede muhatabın yani senedi ödeyecek olan kişinin ad ve soyadının gösterilmesi zorunludur Muhatabın sadece adının veya sadece soyadının yazılı olması yeterli değildir. Adı yazılmış, soyadı unutulmuş ise

bu poliçe ticari senet niteliğini kaybeder. Diğer yandan bir yanlışlığa ya da isim benzerliğine yer vermemek özere muhatabın adresi de açık yazılmalıdır. Ortaklık ve tüzel kişiliği olan muhatapların da ticaret unvanlarının olduğu gibi yazılması gerekir.

Muhatabın ad ve soyadı ile adresinin poliçenin alt veya üst yanında yazılmasında bir sakınca yoktur. Çünkü bazen keşideci ile muhatap aynı kimse olabilir (T.K. mad. 585).

Poliçenin vadesi Bedelinin muhatap tarafından ödenmesi gerekli olan gündür. Bir senedin veya bir borcun ödenmesi gereken gününe “vade eşanse” denilir. Ticaret Kanununun (Madde 615) geçerli saydığı 4 vade şekli vardır

Görüldüğünde veya ibrazında; “Poliçenin görüldüğünde” gibi.

Görüldüğünden bir süre sonra “Görüldüğünden beş gün sonra” gibi.

Keşide gününden belli bir süre sonra “Tarihinden 91 gün sonra” gibi,

Belli bir günde “12.5.197.. tarihinde” gibi.

Vadesi başka şekilde yazılan veya birbirini izleyen vadeleri gösteren poliçeler geçerli değildir. Poliçelerde bu vadelerden birinin bulunması mutlaka şarttır. Ancak, vadesi hiç yazılı olmayan poliçeye de görüldüğünde ödenecek gözüyle bakılır (T.K. mad. 584). Çeklerde olduğu gibi.

Görüldüğünde ve görüldüğünden bir süre sonra vadeli poliçelere Bankalar pek iltifat etmezler. Çünkü herhangi bir nedenle poliçe muhataba gösterilemiyecek olursa vade kendiliğinden uzar durur. İbrazın gecikmesi vadenin gecikmesi demek olur ki, bu ‘a bankaların işine gelmez.

Kanun, poliçelerde vadenin süresini de kısıtlamamıştır. Poliçe 31, 61, 91 ve daha uzun vadeli olabilir. Yalnız ticaret alanında ve özellikle Bankalarda uzun vadeli (91 günden fazla) poliçelere de pek itibar edilmez. Nedeni şu Uzun vadeli bir poliçe ödeyicisinin ticari durumunda bir değişiklik olursa banka, zamanında kontrol edememekten ötü

rü hak ve alacağını tehlikeye düşürmüş olur.

B UNSURLARIN BULUNMAMASI

Ticaret Kanununun 584 ncü maddesine göre poliçelerde;

Vade gösterilmemiş veya hiç yazılmamışsa; görüldüğünde ya da gösterildiğinde (ibrazında) ödenecek gözüyle bakılır.

p ödeme yeri gösterilmemişse; ayrıca açıklanmış olmadıkça muhatabın soyadı yanında gösterilen yer, ödeme yeri ve aynı zamanda muhathabın ikametgâhı sayılır.

Keşide yeri yazılı değilse; poliçe, keşidecinin soyadı yanında gösterilen yerde çekilmiş sayılır.

Görülüyor ki; kanun, bu istisnai hükümleri koymakla poliçenin kısmen olsun zedelenmesini önlemiştir.

Poliçede, bu noksanlıktan başka diğer zorunlu şartardan birisi bulunmazsa, niteliği bozulur ve poliçeye ait hak ve hükümlerden yararlanılamaz. Böyle poliçe adi bir borç senedi niteliğini alır, hakkın kazanılması ancak genel hükümler çerçevesinde mümkün olabilir.

C POLİÇE METNİNE GEÇİRİLMESİ İSTEĞE BAĞLI HUSUSLAR

Bir poliçede kanunen bulunması zorunlu yukarıda yazılı 8 unsurdan başka bir takım kayıt ve ibareler de bulunabilir. Bu kayıtlar tamamiyle isteğe bağlıdır. Kanun zorlamadığı halde bir alışkanlık sonucu, işin gereğine ve ihtiyaca göre poliçe metnine yazılabilir. Şu kadar kİ, bu kayıtların mecburi şekil unsurlarını bozacak nitelikte olmaması lâzımdır. Bazan bir kelime eklenmesi ticari senedin özüne ve sözüne uygun düşmeyebilir. Belli başlı isteğe bağlı kayıtlar şunlardır

1) Bedel kaydı

Ticari senetler üzerinde, senedin ne karşılığında lehtara veya hamile devredildiğini gösteren kayıtlara denir. Poliçe veya diğer ticari senetler;

Hamile veya lehtara, (Nakit para) kar

şılığında devir ve ciro edilmişse “………………..’a …… TL öde

yiniz” denildikten sonra “bedeli nakden alınmıştır” veya “bedeli kabze dilmiştir” ya da “bedeli pıakbuzum olmuştur” ibaresi eklenir. Bu, temlik cirosu demektir.

Poliçe hamile tahsil için verilmişse

yine yukarıda olduğu gibi ………………

……..’a ……….TL. ödeyiniz” den

sonra “bedeli tahsildedir” “veya “bedeli tahsil içindir” denilir. Bu, tahsil cirosudur.

Rehin veya teminat olarak devredilen

poliçelerde bu bedel kaydı; , .

…………’a …… TL. ödeyeniz”

den sonra “bedeli teminattır” veya “bedeli rehindir” diye yazılır. Bu da rehin cirosu’dur.

Tahsil edilecek bir poliçe bedelinin hesaba kaydı veya mahsubu isteniyorsa “……. . . ./> .’a

ödeyiniz” den sonra “bedeli hesaptadır” veya “bedeli mahsup edilecektir” kaydı konur. Bu kayıt da temlik etmek anlamına gelir. Keşidecinin herhangi bir ticarethane veya Bankada alacaklı ya da borçlu cari hesabi; bulunabilir.

Keşideci poliçeyi, lehtardan satın al

dığı bir mal karşılığında kendisine veriyorsa ………….. . .’a . . .y TL.

ödeyiniz” dendikten sonra “bedeli ma len alınmıştır” veya “bedeli mal karşılığıdır” kaydı eklenir.

Poliçelerde keşideci ile lehtar aynı şahıs olarak birleştiği takdirde (T.K. mad. 585) bedel kaydı yani poliçedeki borcun neye dayandığını gösteren kayıt “bedeli bendeçlîr” şeklinde yazılır.

2) Teyidimize lüzum kalmadan kaydı

Bazı poliçelere “……………….’a . . . . .

TL. yı, teyidimize lüzum kalmadan veya bilâ

işar ödeyiniz” şeklinde kayıt konulduğu görülmektedir. Bundan maksat keşidecinin mektupla veya telgrafla bir iş’arını, teyidini beklemeden poliçenin kabul ve tediye edilmesini muhataba hatırlatmaktır. Çünkü teyit edilmesi âdet olan hallerde muhatap “iş’ar vaki olmadıkça” yani bildirilmedikçe kendisine gösterilen poliçeleri kabulden ya da ödemeden çekinebilir. İşte böyle bir durumu önlemiş olmak için keşideci poliçeye bu kayıtlardan birini yazar. Ayrıca mektupla teyidine lüzum kalmaz. Aslında “bu poliçe karşılığında . . .

………….” deyimi de “teyidimize lüzum

kalmadan” anlamına gelir.

3) Karşılığın devri kaydı

Bilindiği gibi keşidecinin iflası hamil veya lehtar için bir tehlike gösterebilir. Çünkü poliçenin asıl borçlusu ve ödemeyi yüklenen kişi keşidecidir. Onun iflası halinde poliçede başka imzalar yoksa veya var olduğu halde ödeme güçleri yeterli değilse, hamil keşidecinin iflas masasına katılmak ve garame yolu ile zarar görmek tehlikesi ile karşı karşıyadır. Hamil bu sakıncayı önleyebilmek üzere keşideciden aşağıdaki kaydın geçirilmesini isteyebilir. Keşideci de poliçe metnine . . . . TL. ödeyiniz bedeli . . . alınmıştır,” dedikten sonra “sizde mevcut alacağımı lehtara veya emre havalesine devrettiğimi bildiririm,” kaydını ilâve eder. Böylece iflasın açılmasiyİe polipe karşılığının iflas masasına değil, poliçenin gerçek ve meşru hamiline ödeneceği sağlama bağlanmış olur (T.K. mad. 645), ,

4) Kabule arzedilmeyecektir kaydı

Poliçelerde muhatap, poliçeyi kabul edinceye kadar ödeme ile yükümlü değildir. Poliçe hamili, muhatabın vadesinde ödeyip ödemeyeceğini öğrenmek için kabule arzeder. Ödeyeceğine güveni varsa kabule arzetmeye bilir. Şu halde kabule arz edip etmeme kural olarak hamilin isteğine bağlıdır. Keşideci, poliçenin kabul için muhataba ibrazını istemiyorsa, polipe metnine “kabule arzedilmeyecektir” veya “gayrikabili kabul” ibarelerinden birini yazar. Kabule arzedilmeyecek poliçeye “gayrikabili kabul poliçe” adı verilir.

POLİÇENİN KEŞİDESİ ve ŞEKLİ

Bankalarda iştira edilen poliçeler için böyle bir kayıt geçerli sayılmaz. Çünkü hiçbir banka, keşideci adına muhatabı koruyacak kayıtlar koymak zorunluğunda değildir. Şu halde keşidecinin bu kaydı koymasındaki nedenler ne olabilir? Bazan muhatap vadeden önce sorumluluk altına girmek istemez, bazan da poliçe çekildiği sırada keşideci muhataptan alacaklı olmayabilir. Örneğin; keşideci muhataba mal satmıştır parası, malını gönderdikten ve muhatabın eline geçtikten sonra ödenecektir. Bu da zamana ihtiyaç gösterir. Hamil poliçeyi hemen kabule arzet se muhatap belki kabul etmeyecektir. İşte bu düşünce ile keşideci poliçeyi hamile ciro etmeden önce “kabule arzedilemez” deyimini poliçeye yazar.

Uygulamada bu çeşit poliçeler kofay kolay alıcı bulamazlar. Ancak büyük firmalar ve itibarlı kuruluşlar arasında poliçeler kabule arzolunmayabilir.

5) Emre muhrrer değildir kaydı

Bir poliçe açıkça emre yazılı olmasa da ciro ve teslim yoluyle devrolunabilir (T.K mad. 593). Poliçe aslında emre yazılı bir senet olduğundan; “emrine” veya “emrü havalesine” kaydını taşımasa bile emre yazılı sayılır.

Poliçe; ciro edilmek istenmiyorsa . . . ……….. . ödeyiniz” den sonra “nama yazılıdır” veya “emre yazılı değildir” kayıtlarından birini koymak yeterlidir.

Nama yazılı poliçeler ciro yoluyla tedavül etmez yani sürüm yapamaz. Diğer adi senetler gibi alacağın temliki ve senedin teslimi ile devrolunur.

6) Masrafsız iade veya protestosuz kaydı

Bir poliçe muhatap tarafından kabul edilmez ya da ödenmezse, hamilin diğer imzalara (cirantalara, keşideciye ve aval verenlere) karşı rücu hakkı vardır. Poliçenin muhatap tarafından kabul edilmemesi halinde ilgililere başvurulur.

Protesto, olayı Noter kanaliyle belgelemek ve kanıtlamaktır. Şu halde kabul etme

me (ademi kabul) veya ödememe (ademi tediye) halinde muhataba protesto çekilir ve diğer imzalara da usulen ihbar edilir. Bu işlemler harçsız ve masrafsız olmaz.

Diğer yandan küçük montanlı senetler masraf kaldırmaz. Keşideci, güveniyorsa muhatabı protesto üzüntüsünden korumak isteyebilir. Bunun için poliçeye “………….. . .’a

ödeyiniz, masrafsız iade edilecektir” veya ……………’a ödeyiniz, protesto edilmeyecektir” şeklinde bir kayıt koyar. Böyle bir kayıt taşıyan poliçenin kabulüne muhatabı zorlayamayız. Muhatap da poliçeyi kabul etmediği sürece borç altına girmiş sayılmaz.

Masrafsız iade veya protestosuz poliçeler Bankalarca iştiraya kabul edilmez. Banka gerektiğinde rücu hakkını kullanmak için kabul edilmeme ve ödenmemeden ötürü muhatabın protestosunu istemek zorundadır.

7) İade masrafına tabi değildir kaydı

Muhatabın kabul etmeme veya ödememeden dolayı protestosu halinde; poliçe hamili (lehdarı) senet bedeline masraflarını da ekleyerek keşideci ve cirantalar üzerine “ret ret” çekmek suretiyle alacağını tahsile çalışır (T.K. mad. 641).

İşte keşideci veya cirantalar herhangi bir düşünceyle kendi üzerlerine bir retret çekilmesini istemiyorlarsa poliçe metnine . .

…………ödeyiniz, iade masrafına bağlı

değildir” şeklinde bir ibare yazarak retret çekilmesini önlemiş olurlar.

Kanun; aksine şart bulunmadıkça keşideci ve ciranta hamilin retret çekmesini önleyebilir, demektedir.

İade masrafına tabi değildir ibaresinin bir karşılığı da “adi protesto” dur.

8) Selahiyet kaydı

Poliçelerde imzası bulunan ve sorumlu olanlarla hamil veya lehtar arasında kabul etmemekten, ödememekten veya herhangi nedenden çıkacak anlaşmazlıkların çözümü için hangi yerdeki mahkeme ve icra dairesinin yetkili olacağı da senet metninde belirtilir. 5

Bu takdirde poliçe metninin bittiği yerden “………..ödeyiniz’den sonra anlaşmazlık halinde………….. (şehir ismi ya

zılacak)………….mahkemeleri yetkili ola

caktır, ya da anlaşmazlıkların çözümü için

………………. (Şehir ismi) …………….

mahkeme ve icra dairelerini merci mehakim olarak kabul ediyorum veya kısaca merci mehakim ……………..(şehir ismi)…………..

dır. ibatelerinden biri eklenir.

9) Faiz kaydı

Görüldüğünde veya görüldüğünden baş lıyarak belli bir süre sonra ödenecek bir poliçeye, keşideci tarafından faiz şartı konabilir (T.K. mad. 587).

Belli bir tarihte ve tarihinden belli bir süre sonra ödenecek poliçelere faiz şartı konulmaz, konulsa da hükümsüz sayılır.

Görüldüğünde ve görüldüğünden bir süre sonra ödenecek poliçelerde faiz hangi tarihten başlayarak işlemeğe başlar?

Kanuna göre; başka bir gün gösterilmemişse faiz keşide tarihinden başlayarak işleyecektir.

Faiz miktarının da poliçede gösterilmesi lâzımdır. Yoksa faiz şartı yazılmamış sayılır. Faiz şartının poliçede şekli şöyledir

“………………..’ ödeyiniz. Poliçe bedeli

% 11.50 faize tabidir veya ….. fl&l. ödeyiniz. Poliçe bedeli 20.6.197…. dan başlayarak % 11.50 faize tabidir.” gibi.

10) İhtiyati muhatap kaydı

Keşideci, poliçeyi düzenlerken muhatabın yerinde bulunmaması, kabullenmemesi ve ödememesi ihtimalini düşünerek hem kendi imzasının şerefini korumak ve hem de protesto, ihbar ve benzeri gibi giderlerden kurtulmak için ihtiyaten bir muhatap gösterebilir. Bu takdirde poliçeye “….ödeyiniz, gerektiğinde…………………..yerde

……………….’a başvurulacaktır.” şeklinde bir kayıt yazar. Bu şekilde düzenlenmiş poliçenin esas muhatabı kabulden veya ödemeden kaçınırsa hamil ihtiyati muhataba başvurur (T.K. mad. 646).

Yukarıda sıraladığımız bu ve daha bunlara benzer kayıtlar kanunen mecburi değildir. Poliçede gösterilsede olur, gösterilmese de olur. Aslında, Borçlar Kanunundaki genel prensiplere göre bir aktin veya sözleşmenin nedenini göstermeğe gerek yoktur.

D POLİÇE ÇEŞİTLERİ

Poliçe, keşidecinin kendi emrine yazılı olabileceği gibi kendi üzerine veya üçüncü şahıs hesabına da çekilebilir (T.K. mad. 585).

1) Keşidecinin emrine yazılı poliçe

Keşideci, poliçeyi tedavüle çıkarmazdan önce muhataptaki alacağını saptayarak kendi emrine bir poliçe düzenler. Muhataba kabul ettirir ve ondan sonra poliçesine lehtar arar. Örneğin;

Bu poliçenin tarihinden gün sonra kendi emrime yukarıda yazılı …. TL. sına ödeyiniz. Bedeli bendedir.

Keşideci

Tarih ve İmza

Ödeme yeri ve Muhatabın adı ve soyadı

Burada lehtar yerine keşideci kendisi geçmektedir. “Kendi emrime” kaydı bunun ifadesidir. Böylece tedavüle çıkmadan önce çift imzalı bir senet şeklini alan poliçe daha kolayca devredilebilir.

2) Keşidecinin üzerine yazılı poliçe

Keşideci ile muhatap aynı kişi olarak birleşebilir. Örneğin; Ankara’da Ali Poyraz oğlu firması, Konya’daki şubesine mal göndermiştir. Bu şube (işyeri) elindeki bu malları ancak 2 ay sonra satabilecektir. Bu süre içinde paraya ihtiyacı olabileceği için Konya’daki şubesi üzerine bir poliçe düzenlediğini görüyoruz.

Ali Poyrazoğlu (muhatap)

Konya

Bu poliçenin tarihinden 61 gün sonra

…………..Bankası A. Ş. emrine………….

Türk Lirası ödeyiniz. Bedeli nakden alınmıştır.

Ali Poyrazoğlu (keşideci) Ankara

Ali Poyrazoğlu firması, bu poliçeyi

……………..Bankasından kırdırarak para

ihtiyacını görmüştür. Bankacılıkta bu işleme “firma iştirası” denilmektedir. Şunu önemle belirtelim ki, keşideciyle muhatabın aynı kişi olarak birleşmesi uygulamada çoğunlukla açık veya havai keşidelerin doğmasına neden olmaktadır. Onun için Bankalar, firma iştirasını olağanüstü itibar sahibi tüccarlar için kabul etmelidir.

3) Üçüncü şahıs hesabına poliçe

Poliçe bir üçüncü şahsın hesabı için de çekilebilir. Örneğin; Ankara’da Mehmet Ersoy firması, İstanbul’da Talât Demir firmasına iki ton tiftik yapağı vermeyi üstlenir. Elinde bu miktar mal bulunmadığı için diyelim ki Konya’daki Haşan Akın firmasına bir mektup yazarak bu malı hazırlamasını ister.

Mal hazırlanınca Mehmet Ersoy İstanbul’daki Talât Demir’e haber vererek Konya’dan gönderilmek üzere bulunan tiftiklerin bedeline karşılık komisyoncu. Haşan Akın adına ve kendi hesabına çekeceği poliçeyi kabul etmesini bildirir, mutabık kalırlar ve komisyoncu Haşan Akın Konya’dan şöyle bir poliçe çeker

4) Adresli ve ikametgâhlı poliçe

Poliçe üzerinde ödeme yerinin gösterilmesi lâzımdır. Diğer bir deyimle poliçede ödenecek yeri göstermek mecburi şartlardandır.

Poliçenin üçüncü şahsın ikametgâhında ödenmesi şart koşulabllir (T.K. mad. 586). Bu üçüncü şahsın ikametgâhı muhatabın ikametgâhının bulunduğu yerde (Adresli poliçe) veya başka bir yerde (ikametgâhlı poliçe) bulunabilir (T.K. mad. 586/2).

örneğin; keşideci Ankara’da Osman Kara, muhatap İstanbul’da Sarıyer’de Ali De mirkan’dır. Bu firmanın İstanbul/Yenicami İş Bankasında bir cari hesabı vardır. Bütün ödeme ve tahsillerini bu banka ile yaptığını iş yaptığı firmalara bildirmiştir. Osman Kara keşide ettiği poliçenin “ödeyecek olan” kısmına İstanbul/Yenicami İş Bankası nezdinde ödenmek üzere Sarıyer’de komisyoncu Ali Demirkan diye yazar. Poliçeyi Banka vadesinde hesaptan öder ve taraflara bildirir.

Poliçenin ödenmesinde kural, muhatabın adresinde ve muhatap tarafından ödenmesidir. Ancak, muhatap uzak ve sapa bir yerde bulunuyorsa veya her zaman adresinde bulunmuyorsa ödeme yeri olarak üçüncü bir şahsın ikametgâhı (burada banka) gösterilebilir.

İkametgâhlı poliçelerde parayı ödemekle yükümlü olan şahıs yine muhataptır. Oçüncü şahıs aldığı talimata göre muhatap adına ve hesabma ödeme yapar.

E MÜNFERİT UNSURLAR

1) Poliçede faiz şartı

Görüldüğünde veya görüldüğünden belli

bir süre sonra ödenmesi şart kılınan bir poliçeye keşideci tarafından faiz şartı konabilir. Şu halde faiz şartı yanlız ibraz vadeli veya ibrazından bir süre sonra ödenecek poliçelere ait bulunmaktadır.

Diğer vadeli poliçelere yani belli bir tarihte veya tarihinden belli bir süre sonra ödenecek poliçelere faiz şartı konulamaz.

Ankara’da Mehmet Ersoy firması hesabına bu poliçenin tarihinden 31 gün sonra…………Bankası A. Ş. emrine …………Türk Lirası ödeyiniz. Be

deli nakden alınmıştır.

Haşan Akın Tarih ve İmza

Poliçeyi İstanbul’da ödeyecek

Talât Demir Aşirefendi Cad. No. 25

Konulmuş olsa da bu şart bir hüküm ifade etmez. Yazılmamış sayılır. (T.K. mad. 587/1).

Faiz miktarının poliçede gösterilmesi lâzımdır. Gösterilmemiş ise faiz şartı yazılmamış sayılır (T.K. mad. 587/2).

Başka bir gün zikredilmemişse faiz poliçenin keşide gününden itibaren İşler (T.K. mad. 587/3).

Faiz şartını kapsayan bir poliçenin tanziminde; “…………. ödeyiniz. Poliçe

bedeli % 10 faize tabidir.” ya da ……………

ödeyiniz 21.3.197…. dan itibaren % 10 faiz hesabedilecektir.” ibarelerinden biri yazılır.

Kanun, bu faiz şartına neden lüzum görmüştür. Örneğin Ankara’daki Bankalardan bi ‘ fr

ri Erzurum üzerine keşideli ibraz vadeli bir poliçeyi iştira edecek, fakat bu poliçenin hangi tarihte ödeneceğini kestiremiyor. Poliçe postada gecikeceği gibi muhatap tarafından da geç ödenebilir. Bu ihtimali göz önünde tutan Banka, tiraj süresini saptarken yolda geçecek günleri biraz geniş tutmak suretiyle hesabedecek, buna göre faiz isteyecektir.

Gerek ibrazında ve gerekse ibrazından bir süre sonra ödenecek poliçelerde daima gecikmeler olabilir. İbrazın gecikmesi ise vadeyi uzatmış ve ödemeyi geciktirmiş olacaktır. İşte kanun bu ciheti gözönüne alarak ve hamilin hukuku bakımından faiz şartının bu tür poliçelere geçirilmesine izin vermiştir. Tabiatiyle mecburiyet yoktur.

2) Poliçe tutarının türlü şekillerde gösterilmesi ;

Piyasalarda genellikle poliçfelerin tutarı (meblâğı) senedin yukarısında rakam ve yazı ile gösterilir, senedin içine yazı ile tekrar edilir. Bu tekrarlamaktan maksat, herhangi bir değiştirmeyi (tahrif) mümkün olduğu kadar önlemektir.

Meblâğın hem rakam hem de yazıyle yazılması için yasal bir zorunluluk yoktur. Herhangi . bir değiştirmeyi önlemek amaciyle tekrarlanan bu meblâğlar arasında aykırılık olabilir. Poliçe bedeli yazı ve rakamla yazılı olduğu halde iki bedel arasında fark bulunursa yazı ile gösterilen meblâğa bakılır.

Poliçe bedeli yalnız yazı ile veya yalnız rakam ile birkaç defa gösterilmiş olup da bedeller arasında bir fark bulunursa enaz olan bedel geçerli sayılır (T.K. mad. 588).

Birinci şıkda yazının tercih edilmesi, rakamın yazıya göre değiştirmeye daha elverişli olmasındandır. İkinci şıkda az miktarın geçerli sayılması, fazlalığı oluşturan fark için daha tedbirli bulunmak gerektiğinden dir. Bir örnek;

3.500. Yalnız Üçbinüçyüz TL. dır.

Bu poliçenin tarihinden ……..

gün sonra…………………. . a veya em

rine yukarıda yazılı 3.600. (yalnız üç binyüz TL. ödeyiniz.

şeklinde bir poliçe görüyorsunuz. Burada önce yazı ile yazılan paraları gözönünde tutacağımıza göre en âz olan yani 3.100. TL. yı geçerli meblağ sayarız.

POLİÇEYİ İMZA EDENLERİN SORUMLULUĞU (fr. Responsabilitg des

signataires du troMe)

Bir poliçede geçerli olmayan imzalara rastlandığı gibi, yetki dışı imzalanmış poliçeler de görülebilir. Poliçede keşidecinin sorumluluk derecesi ve açık poliçe düzenlenmesinin hukuki sonucu nedir? Bu konudaki yasal hükümler aşağıdadır

A SORUMLULUK

1) Geçerli olmayan imzaların bulunması

Bir poliçe; poliçe ile borçlanmaya ehil olmayan kimselerin imzasını, sahte imzaları, mevhum şahısların imzalarını, yahut imzalayan yada namlarına imzalanmış olan şahısları herhangi bir sebep dolayısiyle ilzam etmeyen imzaları taşırsa. diğer imzaların sıhhatine bu yüzden halel gelmez (T.K. mad. 589). <

Kanunun bu hükmüne göre bir poliçede bir çok ciranta imzaları arasında bir de ehil olmayan birisinin örneğin bir çocuğun imzası bulunsa, poliçe yine geçerlidir. İçlerinden birisinin imzaya ehliyeti yok diye poliçeyi geçerli saymamak doğru değildir. Çünkü o takdirde poliçe tedavül kabiliyetinden yoksun bırakılmış olur.

Bunun içindir ki, poliçeden doğan bütün hak ve vecibeler ayrı ayrıdır ve bağımsızdır diyebiliriz.

2) Yetkili olmayan imzaların bulunması

Bir poliçeyi tanzim ve imza eden kimse, bunun bedelinden kişisel olarak sorumludur. Örneğin; bir ticaretevini temsil eden müdürün, o ticaretevi ad ve hesabına çektği poliçeden kendisi değil ticaretevi sorumludur. Çünkü müdür burada ticaretevi hesabma hareket etmiştir. Şu kadar ki, ticaretevinin damgası veya kaşesi üzerine imza atan müdürün imzaya yetkili bulunması ve yetki sınırı içinde hareket etmiş olması lâzımdır. Aksi halde imzasından şahsen sorumlu olur.

Kanunun 590 ıncı maddesinde “temsile selâhiyetli olmadığı halde bir şahsın temsilcisi sıfatiyle bîr poliçeye imzasını koyan kimse o poliçeden dolayı bizzat sorumlu olur ve poliçeyi ödediği taktirde temsil olunanın haiz olabileceği haklara sahip olur. Selâhiye tini aşan temsilci için dahi hüküm böyledir/’ denilmektedir.

3) Keşidecinin sorumluluğu

Keşideci, poliçeyi imza etmekle lehtara karşı taahhüt ve borç altına girmiş olur. Keşideci, muhataba poliçeyi kabul ettirmek ve vadesinde bedelini ödettirmek zorundadır. Kabul vecibesinden kendini muaf tutturabilir se de ödettirmek yükümlülüğünden kurtulamaz. Ödenmeme halindeki sorumluluktan muaf olduğunu gösteren kayıtlar yazılmamış sayılır (T.K.’ mad. 591).

4) Açık imza

Tamamen doldurulmadan keşidecinin im zasiyle sürülen poliçe “açık poliçe” dir.

Böyle bir poliçe keşideci tarafından hamile veya lehtara verildiği zaman, hamil poliçeyi iyi niyetle ve dilediği gibi doldurabilir. Bundan dolayı keşideci, hamile karşı anlaşmaya uymadınız diye bir hak iddia ede

mez. Ancak hamilin kötü niyetle ve haksız olarak poliçeyi elde ettiğini ve örneğin kendisinin çaldırdığını kanıtlıyabilirse iş değişir .Anlaşmazlığın çözümü mahkemenin kararına bırakılır. Ticaret Kanununun 592 nci maddesi şöyle demektedir

“Tedavüle çkarılırken doldurulmamış, bulunan bir poliçe, aradaki anlaşmalara ay kır bir şekilde doldurulursa, bu anlaşmalara riayet edilmemiş olması keyfiyeti, hamile karşı ileri sürülemez. Meğer ki, hamil poliçeyi kötü niyetle iktisap etmiş veya iktisap sırasında kendisine ağır bir kusur isnadı mümkün bulunmuş olsun.”

B POLİÇEDEN DOLAYI MÜTESELSİL MESULİYET

Poliçenin ve diğer ticari senetlerin özelliklerinden biri de, senet üzerinde imzası bulunan kimselerin, hamile karşı zincirleme kefalet suretiyle sorumlu bulunmalarıdır. Bu bakımdan senedin üzerinde kefilliği açıkça yazmağa gerek yoktur.

Bir poliçeyi keşide, kabul, ciro eden veya o poliçeye aval veren kimseler, hamile karşı müteselsil borçlu sıfatıyla sorumludurlar (T.K. mad. 363/1).

Hamil, bunların borçlanmadaki sır’alariyle bağlı olmaksızn herbirine veya bunlardan bazlarına ya da hepsine birden müracaat edebilir (T.K. mad. 636/2). II

Poliçeden dolayı taahhüt altına girmiş olup da poliçeyi ödemiş bulunan herkes ay1 m hakkı kullanabilir (T.K. mad. 636/3). Örneğin; hamil, kendinden önce gelen cirantadan senedin bedelini tahsil edecek olsa, ödeyen bu ciranta da kendinden önce gelen bütün cirantalardan, kefillerden ve keşideciden hakkını isteyebilecektir.

Hamil, borçlulardan yalnız birine müracaat etmekle; diğer borçlularla ilk önce başvurduğu borçludan sonra gelenlere karşı haklarını kaybetmez (T.K. 636/4). Örneğin; (K) keşideci, (C 1) birinci ciranta, (C 2) ikinci ciranta (A) ikinci cirantaya aval veren, (C 3) üçüncü ciranta, (H) hamil ve (M) muhatap olan bir poliçe var

POLİÇEYİ İMZA EDENLER

a) Bu poliçeyi muhatap kabul etmiş, fakat ödememiştir. Bu taktirde bütün diğer imza sahipleri, hamile karşı müteselsil borçlu sıfatiyle sorumludurlar. Diyelim ki; hamil (H), (C 3) ü dava etmiş, tahsil edemeyeceğini anlayınca CC 1) e başvurmuştur. (C 1/ önceden (C 3) e karşı dâva açıldığından söz ederek ayrca kendine karşı dâva açrlamıyacağını ileri süremez.

b) Hamilin önce keşideciyi (K) dâva

ettiğini varsayalım Sonradan (C 1) (C 2) veya (C 3) ü dâva etse, önceden keşideciye karşı açmış olduğu dâva, diğerleri için yapılan dâvaya mani değildir. Cirantalar da rücu hakkı kalıcıdır, süreklidir. Çünkü poliçedeki kefalet mutlak ve müteselsil dir.

C POLİÇEDE HAMİLİN HAKKI

Hamil, kabul etmeme veya ödememe karşısında zarar görmek tehlikesine düşebilir. Senet bedelinden başka, protesto, takip ve İcra masraflarını da ödemek zorunda kalabilir. Bu bakımdan Ticaret Kanunumuzun 637 nci maddesi hamilin poliçe sorumlularından neler isteyebileceğini göstermektedir

Hamil, müracaat yoluyle

Poliçenin kabul edilmemiş veya ödenmemiş olan bedelini ve eğer şart koşulmuş ise işlemiş faizi,

Vadenin girişinden başlıyarak işleyecek % 10 hesabiyle faizi (ki buna temerrüt faizi denir.),

Protestonun hamil tarafından ciranta ve keşideciye bildirilen ihbar mektuplarının masraflariyle diğer masrafları (Mahkeme masraf, vekâlet ücreti gibi),

Poliçe bedelinin %c 3 ünü aşmamak üzere komisyon ücretini istiyebilir.

Eğer müracaat hakkı, vadenin girişinden önce kullanılırsa (örneğin kabul etmeme halinde) poliçe bedelinden bir iskonto yapılır. Bu iskonto müracaat tarihinden hamilin

İkâmet yerinde işleyen resmi iskonto haddi üzerinden hesabedilir (T.K. mad. 637).

Bu son fıkradaki resmi iskonto haddi, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının saptayıp ilân ettiği iskonto faiz haddidir.

D POLİÇEDE ÖDEYEN KİMSENİN HAKKI

Kendisine karşı başvurulan kimsenin, senet bedelini ve diğer masrafları ödedikten sonra kendi hakkını diğer imza sahiplerinden araması doğaldır. Bu hakkını kullanabilmesi için de ödeyen bir kimse olarak gerekli bil» gilere sahip olması lâzımdır. Buna göre;

Poliçe bedelini ödemiş olan kimse kendinden önce gelen borçlulardan

Ödemiş olduğu paranın tamamını,

Ödeme tarihinden başlayarak bu paranın % 10 hesabiyle faizini,

Yaptığı masrafları,

Poliçe bedelinin %o 2 sini aşmamak üzere komisyon ücretini isteyebilir. (T.K. mad. 638).

Rücu hakkı, poliçe bedelini ödeyen kimselere göre değişir

1) Muhatabın rücu hakkı

Poliçe bedelini ödeyen muhatap, aynen borçlu bulunduğu miktarı öderse mesele yoktur. Karşılığı olmayan yani açıktan çekilen bir poliçeyi ödemişse, keşideciye karşı müracaat hakkını kullanabilir. Muhatap, araya girmek suretiyle (Bittavassut) ödemede bulunmuşsa araya girdiği kimseye ve onun sorumlularına karşı da rücu hakkını kullanabilir.

2) Keşidecinin rücu hakkı

Poliçe bedeli, keşideci tarafından ödendiği zaman şayet karşılığı olmayan havadan veya açıktan çekilen bir poliçeyi ödüyorsa, kendi borcunu kendisi ödemiş olacağından kimseye rücu hakkı sözkonusu değildir. Muhatabın ödemeden kaçınması halinde, hamile veya diğer ilgililere senet bedelini ödeyen keşideci yalnız muhataba karşı rücu etmeğe hak kazanmış olur.

3) Cirantanın rücu hakkı

Poliçe bedelinin cirantalardan biri tarafından ödenmesi halinde ciranta kendilerinden önceki cirantalara veya keşideciye rücu edebilir.

4) Aval ve kefilin rücu hakkı

Aval ve kefil suretiyle poliçe bedelini ödeyen kimsenin lehine aval verdiği, veya kefalet ettiği kimseye ve ondan önceki kişilerle keşideciye müracaat hakkı vardır.

Poliçenin kabul edilmemesi veya öden memesf halinde; Poliçe sorumlularından biri senet bedelini ödeyince, poliçe ile protesto kâğıdını ve ödediğine dair bir makbuzun kendisine verilmesini isteyebilir. Yalnız poliçeyi ödemiş her ciranta, kendi cirosunu ve kendisinden sonra gelen borçluların cirosunu çizebilir (T.K. mad. 639). Bu suretle kanun; ödeyen kimseye kendinden sonra gelen ve kendisine müracaat etmek hakkı bulunan kimselerin cirosunu çizmek ve kaldırmak yetkisini veriyor.

Poliçenin kısmen kabulünden sonra rücu hakkının kullanılması halinde; poliçenin kabul edilmeyen kısmını ödeyen kimse, bu ödemenin poliçe üzerine yazılmasını ve kendisine bir makbuz verilmesini isteyebilir.

Hamil de kısmi ödeme yapan kimseye poliçenin ve protestonun tasdikli bir suretini vermeğe zorunludur (T.K. mad. 640) Böylece ödemeyi yapan kimse, müracaat hakkını kullanabilmek üzere gerekli olan belgelere sahip olur.

E POLİÇEDE MÜRACAAT HAKKININ DÜŞMESİ

Kanunen belli bir şartın yerine getirilmemesinden ya da kanuni bir sürenin geçmesinden dolayı bir hakkın yok olmasına “hakkın düşmesi” derler.

Poliçe bedelini isteme konusunda hamilin bir takım hakları olduğu gibi ödevleri de vardır. Bu hak ve ödevler birbirini ta marnlar ve çok gereklidir. Çünkü ödev olan şey yapılmalı ki, hak da kazanılmış olsun şu halde; hamil belli süreler içinde

Görüldüğünde veya görüldükten belli bir süre sonra ödenecek poliçeyi ibraz etmezse,

Kabul etmeme veya ödememe protes tosunu zamanında çekmezse,

Masrafsız iade veya protestosuz kayıtlı poliçeyi ödeme için göstermezse, kabul eden kimse hariç olmak üzere cirantalara, keşideciye ve diğer borçlulara karşı taşıdığı hakları kaybeder (T.K. mad. 642/1)!

Kanunun bu hükmü karşısında

a) Görüldüğünde (ibrazında) kaydı ile çekilen poliçeyi hamil; kabul eden kimse hariç cirantalara, keşideciye ve diğer borçlulara karşı rücu hakkını kullanabilmek üzere keşide tarihinden baş lıyarak bir yıl içinde ödeme için ib raz etmelidir. Yine görüldükten belli bir süre sonra ödenecek bir poliçenin de keşide tarihinden başlıyarak bir yıl içinde hamil tarafından kabul için arzedilmesi lâzımdır. Her iki şartın yerine getirilmemesi halinde hamil, müracaat hakkını kaybeder.

b) Vade sonuna kadar kabul etmeme protestosunu, vade bitiminden iki işgünü içinde ödememe protestosunu yapmayan hamilin, kabul eden kimse hariç diğer borçlulara karşı müracaat hakkı düşer. Protestonun, kanuni süresinden sonra yapılması hiçbir şey ifade etmez ve bu protesto yapılmamış sayılır.

c) Masrafsız iade olunacaktır veya protestosuz kaydını taşıyan bir poliçeyi, kabul veya ödeme için zamanında ibraz etmeyen hamil de müracaat hakkını kullanamaz yalnız önemli olan ibrazın yapıldığını kanıtlamaktır.

Bir poliçenin kabule arzı için sü re belirlemeğe gerek keşidecinin, gerek cirantanın hakkı olduğuna göre; Kabul amaciyle poliçenin ibrazı için keşideci bir süre belirler de hamil buna uymazsa, kabul ve ödemeden kaçınmış olunacağından müracaatta bihlunmak hakkını kaybeder. Ancak keşidecinin poliçe üzerine koymuş bulunduğu kayıttan, kabul etmeme halinde sorumluluk alamıyacağını bildirdiği anlaşılırsa, (T.K. mad. 591), kabule arz süresini geçiren hamilin müracaat hakkı düşmez (T.K. mad. 642/2).

Çünkü keşideci kabul Sorumluluğuna girmeyeceğini şart koşabilir fakat ödeme sorumluluğuna girmeyeceğini belirten bir kayıt korsa, bu kayıt hükümsüz sayılır.

Hamil, böyle bir poliçenin kabul süzlüğünü vaktiyle protesto etmemiş olsa bile, senedi vadesinde ödeme için yine ibraz eder, ödenmezse protestosunu yaparak müracaat hakkını korumuş olur. Hamil, ödememe protestosunu kaçırmış ise artık müracaat hakkını kullanamaz.

d) Ciroda ibraz için bir süre şart koşulmuşsa ancak ciranta bu süreyi ileri sürebilir (T.K. mad. 642/3). Şu ha; le göre; diğer cirantalar ve keşide ci, bu cirantanın koyduğu ibraz süresine uyulmadı diye hamile bir iddiada bulunamazlar. Çünkü 0 cirantadan önceki cirantaların ve keşidecinin böyle bir şart konulduğundan haberleri bile yoktur. Bunlardan sonra ge len cirantalar da bu şartı cirolarına geçirmezlerse, keşidecinin görüşüne aynen katılmış sayılırlar.

Sonuç olarak, hamile müracaat hakkını kaybettiren hallerin hepsinde poliçeyi kabul etmiş olan kimse, sorumluluktan hiçbir zaman kurtulamıyor. Bu da normaldir. Çünkü kabul eden yani muhatap veya arayg girerek kabul eden kimse (buna müdahil de denir) poliçeyi kabul etmekle, senetten doğacak borç ve sorumluluğu üzerlerine almış, senedin asıl borçlusu yerine geçmiş oluyorlar. Bununla beraber, protesto yapılmış olsa da olmasa da hamilin genel hükümler içinde borçluya müracaat hakkı saklıdır denebilir.

F POLİÇEDE HAMİLİN MÜCBİR SEBEPLER KARŞISINDA HAKKINI KULLANABİLMESİ

Önceden olacağı bilinmeyen ve ortadan kaldırılmasına imkân olmayan olaylara “müc ‘ bir sebepler” denir.

Dış etkenlerden ileri gelen mücbir sebepler; fırtına, zelzele, su baskını gibi tabii afetler olabileceği gibi sıkı yönetim, grev, isyan, savaş gibi hükümet yönetimiyle ilgili olaylar da olabilir. Bu olaylar, giderilmesi yok edilmesi kabil olmayan imkânsızlıklar doğurabilir. Onun için kanun, borçlar hukukunda mücbir sebepleri (zorlayıcı nedenleri) daima gözönünde tutmuştur.

Kanunen belli olan süreler içinde poliçenin ibrazı veya protestosu, bir devletin mevzuatı (yürürlükteki yasaları) ya da herhangi bir mücbir sebep gibi aşılması olanaksız bir engel yüzünden yapılamamışsa bu işlemler için belirli süreler uzatılır (T.K. mad. 643/1).

Hamil, mücbir sebepleri gecikmeksizin kendinden önce gelen borçluya haber vermeğe, bu haberi poliçeye ya da bir alonja işaretle altına yer ve tarihi yazarak imzalamaya zorunludur. Diğer cihetler hakkında (ihbarın noter marifetiyle yapılması gibi) Ticaret Kanununun 635 nci madde hükümleri uygulanır (T.K. mad. 643/2).

Mücbir sebebin ortadan kalkmasından sonra hamil tarafından poliçeyi gecikmeksizin kabul veya ödeme maksadiyle ibraz edilmesi ve gerektiğinde protesto çekilmesi lâzımdır (T.K. mad. 643/3).

Mücbir sebepler, vadenin gelmesinden başlayarak 30 günden çok sürerse, poliçenin ibrazına ve protesto çekmeğe gerek kalmaksızın müracaat hakkı kullanılabilir (T.K. mad. 643/4).

Görüldüğünde ve görüldükten belli bir süre sonra ödenöcek poliçeler hakkında 30 günlük süre, hamilin kendisinden önce gelen borçluya mücbir sebebi ihbar ettiği tarihten başlıyarak işler. Bu ihbar, ibraz süresinin bitmesinden önce de yapılabilir. Görüldükten

belli bir süre sonra ödenecek poliçelerde 30 günlük süre, poliçede gösterilen mehil (vade) bittikten sonra işlemye başlar (T.K. mad. 643/5).

Hamilin veya poliçeyi ibraza veya protesto çekmeğe memur ettiği kimsenin sırf kendilerine ait olaylar mücbir sebeplerden sayılmaz (T.K. mad. 643/6). Örneğin; hamilin hastalanması ya da ölümü nedeniyle poliçenin ibraz edilmemesi mücbir sebep olamaz. Şu halde bir olayın mücbir sebep sayılabilme si için; önceden görülmemesi, genel olması, kesin ve mutlak bir imkânsızlık doğurmuş bulunması gerekir.

G POLİÇEDE HAKSIZ VEYA SEBEPSİZ İKTİSAP

Protesto, zamanında çekilmezse hamil kabul edene karşı hakları baki kalmak şartiy le, poliçenin diğer sorumlularına karşı rücu hakkını kaybeder (T.K. mad. 642). Aynı tehlike poliçeden doğan hakların zamanaşımına uğramasiyle de meydana gelebilir.

Müracaat hakkını T.K. 642 nci maddeye göre kaybeden veya poliçe dolayısiyle dava hakkını zamanaşımına uğratan hamil için tanınmış bir hak yok mudur? Bunu inceleyelim

Hamil için hakkın kaybolması, poliçede sorumlu olanlardan birisi için bir iktisap (kazanılmış hak) niteliğinde olabilir. Bu iktisap, kanun hükümlerinin bir sonucu ise de borçlar kanununun 61 ve sonraki maddelerine göre “sebepsiz” veya “haksız” bir iktisap niteliğinde değildir, fakat hak ve adalete uygun bir iktisap da değildir. Böyle hallerde Ticaret Kanununun 644 ncü maddesi, poliçeden doğan haklar yüzünden özel koşullara bağlı bir “sebepsiz iktisap” iddiasını tanımaktadır

Keşideci veya poliçeyi kabul etmiş olan muhatap zamanaşımı nedeniyle veya senede dayanan hakların korunması için kanun hükmünce ygpılması gerekli işlemlerin ihmal edilmiş bulunması dolayısiyle poliçeden doğan hakları düşmüş olsa bile hamilin zararına ve sebepsiz olarak iktisap etmiş ol

dukları para oranında ona (hamile) karşı borçlu kalırlar (T.K. mad. 644/1).

Bu maddeye göre örneğin; keşideci, muhataba gönderdiği mal bedeli karşılığında bir poliçe çekmiş ve muhatap da henüz malı almadan poliçeyi kabul etmiş bulunmaktadır. Poliçe hamili ise, süresi içinde poliçe bedelini tahsil edemiyerek hakkını zamanaşımına uğratmıştır. Muhatap poliçeyi kabul ettiği için, hamilin rücu hakkını zamanaşımına uğratmıştır. Muhatap poliçeyi kabul ettiği için, hamilin rücu hakkının düşmesi sözkonusu değildir. Ancak alacağını zamanaşımına uğratmış durumdadır, böyle olunca poliçe bedelini tahsil etmiş olan keşideci için bir sebepsiz iktisap sayılmak gerekir. Hamil, sebepsiz iktisap davası açabilir.

Keşideci, çektiği poliçenin karşılığını muhataba ödemiş fakat muhatap poliçeyi kabul etmemiş, hamil de her nasılsa protesto çekmemiştir. Hamil bu takdirde cirantalara, keşideciye ve diğer borçlulara karşı müracaat hakkını kaybeder. Ama karşılığını aldığı halde poliçeyi kabul etmeyen muhatap için bu bir sebepsiz iktisaptır.

Sebepsiz mal edinmeğe dayanan dava; muhataba, ikametgâhlı bir poliçeyi ödeyecek kimseye ve üçüncü bir şahıs hesabına çekilen bir poliçe ise o kişiye de açılabilir (T.K. mad. 644/2).

Poliçeden doğan borcu düşmüş olan cirantaya karşı böyle bir dava açılamaz (T.K. mad. 644/3).

Bununla beraber kanunun 642 nci maddesine göre müracaat hakkı düşmüş olan veya poliçeden dolayı dava hakkı zamanaşımına uğramış bulunan hamil, cirantaya karşı sebepsiz iktisap davası açamaz. Sebepsiz iktisap davasının tabi bulunduğu zamanaşımı süresi hakkında kanunda özel bir hüküm yoktur. Dava, yukarıda değindiğimiz gibi Borçlar Kanununun “Haksız iktisap” hükümlerine dayanmıyacağma göre bu kanunun 66 nci maddesi uygulanmaz. Bu nedenle bu gibi davaları aynı kanunun 125 nci maddesindeki 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tabi tutmak gerekir.

Sebepsiz iktisap davasının başlıca şart farı şunlardır

a) Hamil zararına bir sebepsiz iktisabın var olması; hamil zararına bir sebepsiz iktisap yoksa dava açılamaz. Örneğin; bir hatır poliçesinde, keşide ciyle lehtar arasında bir borç ilişkisi yoktur. Poliçe ödenmediği zaman lehtarın (hamilin) zararına ve ona karşı keşidecinin bir sebepsiz iktisabı sözkonusu olamaz.

b) Sebepsiz iktisap davası, ciranta hariç

1. Keşideci,

2. Muhatap,

3. Kabul eden,

4. İkametgâhlı poliçeyi ödeyecek olan,

5. Hesaba çekilmiş poliçelerde hesabına poliçe çekilmiş kişiye karşı açılabilir. Cirantalara karşı sebepsiz iktisap davası açılamaz.

Hesaba çekilen poliçede, hesabına poliçe çekilen kişinin sebepsiz iktisabı nasıl olur? Hesabına poliçe çe kilön kişi satıcıdır, keşideci, de komisyoncu durumundadır. Satıcı, muhatap olan alıcıya mal göndermişse, poliçeyi kıran banka, hesabına poliçe çekilen kişiye karşı davâ açabilir. Çünkü bu kişi, senette yazılı parayı komisyoncu aracılığı ile bankadan almış ve karşılığını muhataba göndermemek suretiyle mamelekinde bir sebepsiz iktisaba meydan vermiştir.

c) Dava, sebepsiz iktisap oranında açılabilir. Örneğin, muhatap nezdinde

10.000. TL. Iık provizyon vardır. Senette yazılı para ise 15.000. TL. dır. Müracaat hakkının düşmesi veya zamanaşımının geçmesi halinde, muhatabın sebepsiz iktisabı sadece

10.000. TL. olacağından muhataba, karşı ancak bu miktar dolayısiyle dava açılabilir. Geri kalan, 5.000. TL.

✓ ise keşideci tarafından sebepsiz pla rak iktisap edilmiş sayılacağından ay , rica bu miktar için de keşideciye karşı dava açmak gerekecektir.

Yorum Yaz

Your email address will not be published.

*